Atatürk: Tartışılan Figür! Sanat mı, Dış’ın Düş’ü mü?
28.06.2026
Kişi Okumuş
0 Yorum

Atatürk: Tartışılan Figür!
Sanat mı, Dış’ın Düş’ü mü?
”Sanat, eğer zulmün ve adaletsizliğin üzerini örten bir şal haline gelmişse, o artık sanat değil, ideolojik bir infaz aracıdır.” – Albert Camus
*
Edebiyatın başka hayatların içinden “bakmayı”, sanatın görünenin ötesini “görmeyi” öğrettiğini biliyor ve inanıyor sandıklarımızın medeniyet maskesi altında insanlık tarihinin gerçeklerini bilerek çarpıttığı o şaşı bakışlarının altında suçluluk psikolojisiyle her daim oyun içinde oyun peşinde oldukları, kendi yarattıkları nefret tiyatrosunda sanatı bile kendi yalanlarına hizmet ettiği sürece alkışladığı emperyal sistemin olduğu herhalde kuşkusuz olmalı ki;
Partisinin adında “sosyalist” sözcüğü olsa da, Adolf Hitler’in ilk hedeflerinden birinin sosyalistler olduğunu bile bile Elon Musk’ın, “Hitler sosyalistti!” derken amacının ne olduğunu; tıpkı İran, Suriye, Lübnan, Ürdün, Libya gibi Türkiye de Ortadoğu kategorisinde olmalı diyerek 5 Mart 2025 tarihinde ABD Temsilciler Meclisi’ne sunulan tasarının nasıl yorumlanması gerektiğini ya da Lozan Antlaşması sırasında İngiliz Lord Curzon’un, “Bu davayı siz kazandınız ve istediklerinizi aldınız ancak unutmayın ki, bir gün yine bizim yardımımıza muhtaç olacaksınız ve her şeyi elinizden alacağız” dediğini hatta günümüzde ısrarla “Siz! Atatürk’ten ve Cumhuriyetten vazgeçin, tekrar Osmanlı’ya dönün…” çağrılarını kül halinde okuduğumuz da ortada bir “hesaplaşma zamanı” geldiğini ima mı ediyorlar diye düşünmek hatalı olmasa gerekir.
Bakınız! Bu topraklarda milletin zihnini işgal etmenin yolları hep arandı; aklı ve inancı hedef alındı ve çok iyi biliyorlar ki, düşüncesi felç olmuş bir halkı yenmek için artık cephe kurmaya gerek yok, bir toprağı fiziken işgal etmektense, düşman gördükleri milletin zihnine korku ve kuşku tohumları ekmeye odaklanmak daha kolay olduğu için algı yaratmak, psikolojik harp ve dijital kuşatmalarla benzer senaryoları sahnelemekten de çekinmiyorlar.
Almanya’dan son bir örnek verelim:
Geçmişte Ermeni tasarısına destek veren Yeşiller Partisi’nden Cem Özdemir’in başbakanı olduğu Baden-Württemberg eyaletindeki Stuttgart Devlet Operası; tarihe ve asil bir milletin varoluş mücadelesine saygı duyan herkesin sinirine dokunan sinsi bir projeyi, “sanatsal özgürlük” iddiasının ardına saklanarak “Atatürk: Mustafa Kemal Efsanesi”adlı operayı 2027 sezonu için takvime alırken Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü “çelişkili”, “tartışmalı” ve “tarihsel şiddet” başlıkları üzerinden “Tartışmalı Figür” olarak ele alacaklarını, Ermenilere, Rumlara ve Kürtlere yönelik şiddetin de işleneceğini açıkça ilan ettiler.
Bakınız, Edward Said’in “Batı, Doğu’yu ve onun kahramanlarını hiçbir zaman olduğu gibi görmez; her zaman kendi siyasi ajandasına göre yeniden kurgular ve yargılar” dediği; İngiliz Winston Churchill’in de “Diplomasi ve siyaset, düşmanınızı sizden yardım isteyecek hale getirene kadar onun zeminini sinsice kaydırma sanatıdır” diye tarif ettiği kirli bir yerde gibiyiz ve o Opera metni henüz yazılmadığı ve perde henüz açılmadığı halde karşımızda yalnızca siyasi değil; Türk milletinin düşünme biçimini, hayal gücünü ve kendine olan inancını da hedef alan adeta zihinsel bir saldırı var ve amaçları; kendimizden şüphe ettirmek, geçmişimizi küçümsetmek, geleceğimizi ise belirsizleştirmektir.
Kim bunlar?
Onlar ki, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile din, milliyet, özgürlük ve demokrasi bahanesiyle azınlıkları isyana teşvik ederek kontrol edilebilir küçük devletler oluşturmak ve bizi sonu kan ve gözyaşı olan Ortadoğu bataklığına itelemek isteyen, Türkiye’yi çaresiz, bölünmeye mahkûm bir ülke görenlerdir. Tıpkı Edward Bernays’ın “Bir milleti tutsak etmek istersen, önce onun zihnini esir al” dediği gibi doğrudan yıkamadığın kaleleri, deviremediğin kahramanları “tartışmalı” ilan edip içeriden çürütmeye çalışmak o emperyalizmin en eski taktiği olduğundan, Stuttgart Devlet Operası da Atatürk’ün bazı devrimlerini göstermelik serpiştirip, hemen ardından “şiddet, baskı, suç” ithamlarıyla “gri bir alan” yaratırken Atatürk’ü tamamen karalarsa milyonlarca Türkün, överse Batı’daki radikal güçlerin tepki göstereceğini de biliyordu ve “ne nalına ne mıhına” hesabı “Biz sanatsal, tarafsız ve çok sesli bir alan açtık” diyerek “denize bir iğne atıp” kenara çekildiler ki, akıllarınca; “Gerisini Türkler, Kürtler, Ermeniler ve Rumlar düşünsün ve birbirlerini yesin!” demek istediler.
Eğer, ortada sanat mı var, yoksa toplumun hassas noktalarıyla oynamak mı derseniz; önümüzdeki süreçte bağışıklık sistemimizi bozmayı, bizi provoke ederek sokaklara dökmeyi ve ardından “Bakın, Türkler uyum sağlayamıyor, sanata da saldırıyorlar” demeyi hedefliyor olabilirler de…Oysa biliyoruz ki, sanat tabuları yıkabilir, eleştirel de olabilir; fakat sanatın “özgürlük” veya “çok seslilik” maskesi altında, bir milletin varoluş mücadelesini, bağımsızlık karakterini, hatta o bağımsızlığın simgesi olan Atatürk’ü doğrudan “devlet şiddeti ve suç” parantezine almak asla sanat özgürlüğü değil, olsa olsa tarihi gerçeklere karşı bilinçli bir ihanet olabilir.
Bu nedenle onlara hatırlatalım:
İnsanlık tarihinin gördüğü en büyük soykırımların ve sömürge katliamlarının baş müsebbibi olarak hâlâ geçmişinizin utancını temizleyememişken bize “insan hakları”, “sanat özgürlüğü” ya da “geçmişle yüzleşme” dersi vermeye kalkışıyorsunuz ama belli ki bizi hiç tanıyamamışsınız. Biz ne Ortadoğu ülkesiyiz ne de sömürge devletiyiz! Türk milleti sabırlıdır ve soğukkanlılığını korur ama asla gürültüye pabuç bırakmaz. Bu duruş asla bir acziyet veya teslimiyet olmadığı gibi her şeyin bir sınırı vardır ve köklerinden kopmayan bu toplumun sinsi oyunlara gelmeyecek bir iradeye, kurucu bir liderine sahip olduğundan ve Cumhuriyet ilkelerine daha sıkı sarılacağından da hiç kuşkunuz olmasın.
Hem önceki ABD Başkanı John F. Kennedy’yi bilirsiniz. O, sizden biriydi ve “Atatürk, tarihin sadece akışını değiştiren bir lider değil, insanlık idealinin evrensel bir simgesidir” demişti ki, “Siz siz olun” ve o evrensel simgeyi, onun bıraktığı mirası iyi belleyin derim. Zira Atatürk bizden biriydi ve “Cumhuriyetimizin, bir takım kirli emellerle sarsılabileceğini sananlar, sadece kendi gafletlerinde boğulurlar.” diyerek tarihe de not düşmüştü böyle biline!…
Bakınız! İnsanlık tarihi boyunca biriktirdiğimiz ne varsa sadece dilimiz, duygularımız, ahlâkımız değil, özgürlüğümüz ve bağımsızlığımız da düşe kalka kazandığımız değerlerdir ve kaderimizi yazma gücü de bizim elimizde ama şu gördüğümüz dünya, çürümeye ve değişmeye mahkum sahte bir gölge gibi olsa da, aslolan değişimin ötesinde zihin dünyamıza başkalarının dokunamayacağıdır.
Neticeten; Dış güçler günümüz şartlarında yalnızca fırsat kollamakta ve “çoğu zaman” silah da taşımıyor. Zira, cehaletle düşünmeyi unutturmak, korkuyla susturmak ve umutsuzluk yaratmak daha uygun olan bir saldırı şekli olmuştur.
Ancak, Türkiye bir süper güç olmasa da Kurtuluş mücadelesi veren bu asil millet zihinleri hedef alan bu emperyalist “düş”ü parçalayacak gücü olduğunun bilincindedir. Onlar, güya medeniler ama mazisi kirli fakat sağa sola çamur atmakta beis görmeyen, sadece 72,5 parçalık bir puzzle’dan ibaret olduklarını unutup tek parça bir resmi bozmaya; tek yumruk bir devleti hizaya sokmaya çalışıyorlar ama Türkiye Cumhuriyeti, sadece askeriyle, ordusuyla değil; bir milletin ruhuyla, inancıyla ve dayanışma iradesiyle kurulmuştur. Artık hayal aleminde fazla mesai de harcamasınlar, zira dışarıdan bakanın anlayamayacağı, “Dış’ın Düş’ü varsa İç’in Gücü” dediğimiz; milletin devlete, devletin de millete yaslandığı sarsılmaz bir inancımız var… Öyle değil mi?
Suat Umutlu
Çivril, 23.06.2026
YORUMLAR
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.