​Korkunun İki Yüzü ve “Ben” Olabilmek!

22.10.2026

Kişi Okumuş

0 Yorum

​Korkunun İki Yüzü ve “Ben” Olabilmek!

 

​Korkunun İki Yüzü ve “Ben” Olabilmek!

​Suat Umutlu / 22.10.2026

“Muktedirin gölgesinde ‘adam’ sanılmak kolay; gücün karşısında ‘insan’ kalabilmek yürek ister.”
*
​Teknolojinin hızlı gelişimi yaşamı kolaylaştırsa da maalesef insanî aydınlanmaya dönüş(e)memesi nedeniyle ruhsal ve zihinsel bütünlüğü bozulan, kendisine yabancılaşan kısaca “ben” olmaktan çıkan “yüce varlık” insanın varoluşsal krizine ve yaşadığımız DijiÇağ’da insanlığın karşı karşıya kaldığı toplumsal yozlaşmanın yüklediği görev ve sorumluluklarımız ne olabilir?

​Biliyoruz ki, dünyada huzuru ve barışı tehdit eden en büyük engel Aung San Suu Kyi’nin¹ dediği gibi: “Korkunun iki yüzünden biri muktedirlerin gücü kaybetme korkusu, diğeri ise güce maruz kalanların o gücün gazabına uğrama korkusudur.” Artık hırsının esiri olan, sahip oldukları arttıkça ruhsuzlaşan ve vicdanının susturan o “Modern!” insan eninde sonunda insanlığın yozlaşmasına da vesile oluyor.

Antik Yunan filozoflarından Platon, günümüzün en büyük tehlikesi, insanın en değerli sığınağı olan ahlâkın kötüler ve muktedirler tarafından silah olarak kullanılmasıdır derken, son noktayı İbn Haldun koyuyor: “Toplumu ayakta tutan ruhun kaybolduğu bir ahvalde ne millet kalır, ne de Devlet!”
Sizce?

​Bakınız! Romalı felsefeci Boethius’a göre, “Zenginlik, makam ve refah insan için bir ödül; hastalık, yoksulluk ya da haksızlık ise onu disipline eden, zihnini doğrultan adeta adaletin tecellisidir.” Bu nedenle insanın başına gelen hiçbir olay kendi başına bir “felaket” ol(a)maz, onun “iyi ya da kötü talih” diyerek yaşadığı ne varsa ruhunu da olgunlaştırmaktadır.

Burada Psikanalist ve filozof Erich Fromm’un: “Sahip Olmak mı, Olmak mı?” sözü anlamlı ve önemlidir. Gerçekten, nefsinin bitmeyen tutkuları yüzünden sahip oldukça “kendisi” olmaktan çıkan insanoğlu; işlediği günahın kölesi hâline gelirken dahi özgürleştiğini sanıyorsa, içindeki zincirlerden kurtulmanın yolunu aramıyorsa hatta zihnini hakikatle aydınlattığında huzuru ve mutluluğu bulması mümkün iken hâlâ bir adım atmıyorsa buradaki muamma ya cehaleti-itaati-menfaatidir ya da korkusudur. Ancak, Antik Yunan filozoflarından Sokrates’in dediği gibi, sorgulanmayan hayat yaşamaya değmez. Eğer onu esarete sokan salt cehaletiyse, Taoizm’in kurucusu Çinli Lao Tzu’nun “Başka insanları tanımak akıllılıktır; fakat kendini ve hayatı yönetebilmek hakiki bilgeliktir” sözünü dikkate alarak okumalı, düşünmeli ve sorgulamalı ki karanlıktan aydınlığa yol alabilsin, vicdanıyla yüzleşebilsin hatta tutkularına hükmetsin özgürleşebilsin…

​Ama, fakat, lakin!
Onu labirente hapseden şey, yozlaşmanın da kökeni olan korku ise nasıl kurtulacaktır?

​Kyi’nin “korkunun iki yüzü” dediği yöneten-yönetilen, güçlüler-zayıflar, zenginler-fakirler, ezenler-ezilenler içinde olan ve nerede yaşarsa yaşasın kişisel ikbal ve çıkarı için kötülük yapmaktan kaç(ın)mayan, en küçük iyiliği bile “toplumsal sorumluluk” olarak cümle âleme ilan eden, dışarıya cafcaflı mesajlar verirken içeride tam tersini yapan “sahte” ahlaklılarla yüz yüze geldiğinde ne yapacaktır, sorumluluk alıp bir adım atabilmesinin yolu var mıdır?

“Evet” vardır. Bir insanın gerçek zenginliği sahip oldukları değil, insanî meziyetleri ve öz-varlığıdır; yani “Ben!” olmasıdır.
Tıpkı dünyada çağın yozlaşmasına direnen, Batı zihniyetinin ‘hasta toplum’ teşhisine karşı Milli Mücadele sırasında milletine, onun öz gücüne güvenen ve topluma adeta “Silkinin!” diyerek iz bırakan, “Adamın Kralı” olmayı başaran büyük insan Atatürk gibi…

Sonsöz gazeteci Ahmet Zorlu da,
​”Sana tepeden bakanlara, elini sıkarken yüzünü başkalarına dönenlere, sorununu anlattığında ‘He de geç’ diyecek kadar küçülenlere, dindar görünüp ‘Haline şükret’ dedikten sonra malı götürenlere… Kısaca kibir küplerine, yalancılara, sahtekârlara, ikiyüzlülere iki çift lafın olsun ve onlara sessizliğinin biat, efendiliğinin de itaat olmadığını anlat!”

Neticeten;
“Küçük insan çıkarının, büyük insan adaletin peşinden koşar” derler. Belki eğilip bükülerek kralın adamı olmayı tercih edebilir, ikbal basamaklarını tırmanabilirsin de… Ama yaşadığın dünyada şerefle yaşamanın yolu, bir gücün değil, hakikatin peşinde koşmaktır; yani ne olmak istiyorsan gerçekte de o olmandır.

​Unutulmamalıdır ki; bir insanın en büyük esareti kendi korkularına ve efendilerine boyun eğmesidir. Eğer kendi yolunu çizmez, başkalarının sevk ve idaresine girerse bir piyondan farkı kalamaz. Bu nedenle insan, en büyük özgürlüğün zihnin bağımsızlığı olduğunu bilmeli; kendi aklını kullanma cesaretini göstererek dik durmalıdır ki erdemli ve dürüst olabilsin. Zira tarihe iz bırakan ‘Adamın Kralı’ olabilmek sadece bir karakter meselesi değil, ruhun da zaferidir.

Son sözümüz;
“Önemli olan, boyun eğmek değil; ne olursa olsun doğrular için mücadele etmektir” der Atatürk.

Gerek insanın varoluşsal krizine karşı “Ben!” olmanın, gerekse insanlığın yaşadığı toplumsal yozlaşma nedeniyle sorumluluk alıp silkinmenin ve “Biz!” olmanın vakti midir, ne dersiniz?
​Hepsi bu…

​Suat UMUTLU
Çivril, 22.10.2026

​Dipnotlar:
¹ Aung San Suu Kyi: Myanmar’da askeri diktatörlüğe karşı demokrasi mücadelesiyle Nobel Barış Ödülü alan, ancak iktidara geldikten sonra güç ve yozlaşma sınavında hayal kırıklığı ve tepki yaratarak yıllar önce söylediği “Gücü elinde bulunduranları yozlaştıran, gücü kaybetme korkusudur” sözünün kendi üzerinde gerçekleştiği “trajik bir dönüşüm” yaşayan siyasi figürdür.

İlgili Terimler :

YORUMLAR

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.