Kışın Sessizliği ve Hayal Kurma Sanatı
22.11.2025
Kişi Okumuş
0 Yorum

Kışın Sessizliği ve Hayal Kurma Sanatı
Kasım’ın son günleri yaklaşırken şehir, sesi içe doğru çekilen bir nefes gibi ağır ağır sakinleşiyor. Sokak lambalarının altında savrulan birkaç yaprak, rüzgârın hafif bir dokunuşuna teslim olurken, geceler uzuyor ve karanlık kendi derinliğini yavaşça kuruyor. Bu derinlik, çoğu insana yalnızlık gibi görünse de aslında insanın iç sesini duyabileceği nadir anlardan biridir. Bir anlamda, yaratıcı ruhun kendine yer açtığı bir boşluk…
Bu boşluk, edebiyatın büyük ustalarının da sık sık sığındığı bir alan. Dostoyevski’nin karanlık kış gecelerinde kahramanlarını içsel hesaplaşmalara götürmesi, Orhan Pamuk’un puslu sabahları bir düş perdesi gibi kullanması, mevsimin ruhunun anlatıya nasıl can verdiğini hatırlatır. Dışarıda gürültü azalırken, içerideki düşünceler genişler; insanın kendine bile söylemeye çekindiği cümleler, bu sessizlikte sakince gün yüzüne çıkar.
Belki de kış, hayal kurmayı yeniden keşfetmek için en uygun mevsimdir. Sessizlik, zihni berraklaştırır; karanlık, iç ışığın görünmesini kolaylaştırır. İnsan, alacakaranlık bir pencerede otururken hiç fark etmeden geçmişine, geleceğine, hatta hiç dokunmadığı ihtimallere uzanır. Hayal dediğimiz şey de tam burada filizlenir: Karanlığın içinde yavaşça parlayan o ilk kıvılcımda.
Bu hafta sonu için davetim basit ama derindir: Kendinize bu kış küçük bir köşe ayırın. Bir kitap, bir defter ya da sadece düşünceleriniz yeter. Sessizliğin ortasında kendi sesinizi duymayı deneyin. Çünkü bazen yeni bir yol, insanın kendi içinde açtığı sessiz bir adımla başlar.
Hayalleriniz, mevsimin karanlığını değil; kendi ışığınızı büyütsün.
Karanlık büyürken içimde bir ışık yanar,
Sessizlik dokunur düşlerimin ince telinden.
Kışın soğuk nefesi değil, umut ısıtır beni—
Bir yol açılır usulca, insanın kendi derininden.
Güven Albayrak
YORUMLAR
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.