Her ay aynı tarihleri bekliyoruz. Kimimiz 15’inde, kimimiz 25’inde… Emekli maaşını hangi gün alacağını artık ezbere bilen milyonlarca insanız biz. Takvimler değişiyor ama emeklinin yükü hep aynı kalıyor. Bankalar, sistemler, formlar… Hepsi düzenli, hepsi planlı; ama o düzenin içinde insanın kendisi, emekli, çoğu zaman görünmez oluyor.
Emeklilik bir ayrıcalık değil, yılların alın teriyle kazanılmış bir haktır. Ancak bu hakkın nasıl kullanıldığına baktığımızda, insanın içini burkan bir tablo çıkıyor karşımıza. Bankalar, maaşların yatış tarihini değil, kendi sistemlerinin kazanç hesaplarını önceliyor. Otomasyonla işleyen o düzen içinde, “emekli maaşı” bir veri satırından ibaret hale geliyor.
Yasalar emekliyi bankalarla çalışmaya mecbur etmiş durumda. Her ay maaşını almak için kartla, hesapla, promosyonla uğraşmak zorunda kalan milyonlar, aslında bir finansal düzenin çarklarına sıkışmış halde yaşıyor. “Promosyon” adı altında verilen küçük meblağlar, ek gelir gibi sunuluyor; oysa bunlar çoğu zaman bankacılık sisteminin yeni bir kazanç alanı.
Bir öneri getirmek istiyorum: Devletin koruması altındaki emeklilere, maaş günüyle uyumlu bir ödeme düzeni getirilsin. Elektrik, su, doğal gaz, telefon… Bütün fatura ödemeleri maaş gününden itibaren üç iş günü içinde otomatik olarak hesaptan düşsün. Böylece emekli gecikme korkusu yaşamaz, bankalar da borçlandırma değil, düzenli ödeme sistemiyle rahat eder.
Bugün bir emekli, aldığı maaşı nasıl yöneteceğini değil, hangi borcu önce ödeyeceğini düşünüyor. Çünkü aldığı ücret, her zam artışından önce eriyor. Maaş artmadan fiyatlar artıyor; paranın değeri, daha hesaba yatmadan eksiliyor.
“Emeklimizi ezdirmedik” deniliyor bazen. Oysa mesele ezilmek ya da ezdirmemek değil; mesele, yaşlı bir insanın onurla yaşamasına imkân tanımaktır. Emekli, bu ülkenin birikimidir. Hayatını çalışarak, üreterek geçirmiş insanlara “şükür” değil, “saygı” borçluyuz.
Bugün Avrupa’da bir emekli, yıllarca verdiği emeğin karşılığında huzurla seyahat ederken; bizdeki emekli, maaşının gününü bekliyor. Oysa insanın en büyük hakkı, yaşlılığında huzurla yaşamaktır.
Belki de reform, yüksek kelimelerle değil; basit, insani düzenlemelerle başlamalı. Bir fatura gününü, bir maaş tarihine denk getirmek bile bir reformdur aslında — çünkü o küçük fark, bir emeklinin yüreğine huzur demektir.