CAHİT KÜLEBİ (1917 -1977)

29.12.2025

Kişi Okumuş

0 Yorum

CAHİT KÜLEBİ (1917 -1977)

 

CAHİT KÜLE (1917 1977)

Bir gece habersiz bize gel,
Merdivenler gıcırdamasın.
Öyle yorgunum ki hiç sorma,
Sen halimden anlarsın.
Sabahlara kadar oturup konuşalım,
Kimse duymasın.

Cahit KÜLEBİ

Mahmut Cahit, Nazmi Cahit, Cahit Külebi imzalarını da kullanan ve tam adı
Mahmut Cahit Erencan olan Cahit Külebi, Niksar Gazi Ahmet Danişment

İlkokulu’nu (1929) ve Sivas Lisesi’ni bitirdi (1936). İstanbul Yüksek Öğretmen
Okulu öğrencisi olarak İstanbul ÜniversitesiEdebiyat Fakültesi Türk Dili ve
Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu (1940). Edebiyat çevrelerinde Cahit Külebi
olarak tanınmış olduğu için sonradan soyadını Külebi olarak değiştirdi.

Antalya ve Ankara’da edebiyat öğretmenliği, milli eğitim müfettişliği (1956

1960) yaptı. Kültür ataşesi ve öğrenci müfettişi olarak İsviçre’de bulundu (1960
1964), yurda dönünce iki yıl kadar Kültür Bakanlığı müsteşar yardımcılığı yaptı
(19701971) ve yeniden Milli Eğitim Bakanlığı’nda başmüfettiş olarak çalıştı
(19711973). 1972 sonunda görevinden ayrıldı, Türk Dil Kurumu genel yazmanı
(Ekim 1976Haziran 1983) oldu. TDK’nın yapı değiştirmesi sonrası kurumdan
ayrıldı.

***

Şiirinde rüzgâr vardı, toprak kokusu, bir çobanın sessizliği ve bir annenin duası…
Bir Anadolu çocuğuydu o Zile’nin tozlu sokaklarında başlayan bir hayat,

memleketin yüreğini şiire döken bir kaleme dönüştü.

Reşit Rahmeti Arat, onu yurt dışına gönderdi, Tanpınar hocası oldu. Behçet

Necatigil ile aynı sıralarda oturdu, ama o başka bir şiirin izini sürdü. Orhan
Veli’ye benzettiler, ama o ‘Adamın Biri’ ydi… Ne tam halk şiiriydi, ne tam batı…
Ama içimize en çok dokunanıydı.

‘Yeşeren Otlar’ ile TDK ödülünü aldı, ‘Atatürk Kurtuluş Savaşı’nda’ dedi, o
büyük oratoryoya ilham oldu. Fransızca ’ya da çevrildi, İngilizce ’ye de… Ama o
hep Türkçenin en duru suyunu aradı. ‘Türk Mavisi’ dedi, gökyüzü renginde bir
memleket hayali kurdu.

Şiirinde rüzgâr vardı, toprak kokusu, bir çobanın sessizliği ve bir annenin duası…

Siyasete bulaşmadı. Ama yurduna, insanına, toprağına karşı dilsiz de kalmadı.

Çünkü o, şiiriyle yurttaşlık görevini yerine getirdi. Onun kaleminde ‘tepki’ bile
bir çiçek gibi açardı.

20 Haziran 1997’de, 80 yaşında bir şiir sustu. Ne gürültü oldu, ne gösteriş…

Sadece bir eksiklik yayıldı havaya. Sadece sessizlik

O gün bugündür bir rüzgâr eserken Anadolu’dan, bir çocuk taş sektirirken derede,

bir öğretmen tebeşir tutarken, bir baba oğluna sarılırken, onun dizelerini duyarız.

Hikâye
Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz!

Benim doğduğum köylerde

Ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz!

Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!

Benim doğduğum köyleri

Akşamları eşkıyalar basardı.
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz!

Benim doğduğum köylerde

İnsanlar gülmesini bilmezdi,
Ben bu yüzden böyle naçar kalmışım,
Gül biraz!

Benim doğduğum köylerde

Kuzey rüzgârları eserdi,
Hep bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!

Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin.

Benim doğduğum köyler de güzeldi.
Sen de anlat doğduğun yerleri
Anlat biraz.

Cahit KÜLEBİ

***

Haykırış adını verdiğim şiir kitabımda, hakkımdaki düşüncelerini aktarmıştır.
Yeri aydınlık olsun!

 

İlgili Terimler :

YORUMLAR

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.