ANNE-BABAYA İSYAN ETMENİN HÜKMÜ
08.10.2026
Kişi Okumuş
0 Yorum

ANNE-BABAYA İSYAN ETMENİN HÜKMÜ
Bir evladın en büyük sorumluluğu: Anne ve babasına hürmet
“Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, ana babaya iyilik etmenizi kesin olarak emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine ‘Öf!’ bile deme; onları azarlama, onlara güzel söz söyle.” İsrâ Suresi, 23. ayet
İnsan, dünyaya geldiğinde kendisini bekleyen hayatın ne kadar zor, ne kadar uzun ve ne kadar imtihanlarla dolu olduğunu bilmez. İlk adımlarını atarken elinden tutanları, ilk kelimelerini söylerken kendisine sabırla eşlik edenleri, hastalandığında başucunda sabahlayanları zamanla tanır. O ilk eller çoğu zaman anne ve babasının elleridir. Bir evlat büyürken anne ve baba yaş alır; evlat güçlenirken onların dizleri yorulur, evlat kendi hayatını kurarken onların saçlarına ak düşer.
Hayatın değişmeyen gerçeklerinden biri budur: Dün evladının elinden tutan anne ve baba, bugün aynı evladın merhametine, ilgisine ve desteğine ihtiyaç duyabilir. İşte insanın ahlakı, vicdanı ve vefası en çok böyle zamanlarda ortaya çıkar.
Peki, kendisini büyüten anne ve babasına karşı gelen, onları inciten, hakaret eden, gönüllerini kıran bir evladın dinimizdeki sorumluluğu nedir? Anne ve babaya isyan neden büyük günahlar arasında sayılmıştır? Bir evlat, anne ve babasıyla anlaşamadığında nasıl davranmalıdır? Onların her isteğini yerine getirmek zorunda mıdır? Yoksa İslam’ın öğrettiği hürmetin de bir ölçüsü var mıdır?
Bu soruların cevabını ararken yalnızca geleneklerimize değil, Kur’an-ı Kerim’in hükümlerine, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sahih hadislerine ve İslam ahlakının temel ilkelerine bakmak gerekir.
Kur’an-ı Kerim’de anne ve babanın hakkı
Yüce Allah, insanın hayatındaki en önemli sorumluluklardan birini Kur’an-ı Kerim’de açıkça bildirmiştir. İsrâ suresinin 23 ve 24. ayetlerinde Allah’a kulluk emrinin hemen ardından anne ve babaya iyilik edilmesi emredilir. Özellikle yaşlılık dönemlerinde onlara karşı sabırlı olunması, incitici sözlerden kaçınılması, azarlanmamaları ve kendileriyle güzel konuşulması istenir.
Bu emir, anne ve babaya gösterilmesi gereken saygının ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü iyilik, yalnızca maddi ihtiyaçları karşılamak değildir. Bazen bir insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, karşısında kendisini dinleyen birinin bulunmasıdır. Bazen bir annenin beklediği, uzun bir telefon görüşmesi değil, evladının sesini duymaktır. Bazen bir babanın aradığı, pahalı bir hediye değil, hatırının sorulmasıdır.
Kur’an’ın öğrettiği ahlak, insanı yalnızca büyük kötülüklerden uzak tutmaz; küçük görünen kırıcı davranışlardan da sakındırır. Ayette anne ve babaya “Öf!” bile denilmemesinin bildirilmesi, sözün ve üslubun ahlaki değerini gösterir.
İnsan bazen öfkesine yenilir, sabrını kaybeder, düşünmeden konuşur. Fakat söylenen bir söz, söylendiği anda ağızdan çıkar; karşı tarafın kalbinde bıraktığı iz ise yıllarca silinmeyebilir. Bu nedenle bir evlat, anne ve babasına karşı yalnızca davranışlarından değil, dilinden ve tavrından da sorumludur.
İsrâ suresinin 24. ayetinde ayrıca şu anlamdaki dua öğretilir: “Rabbim! Onlar beni küçükken nasıl yetiştirdilerse sen de onlara merhamet et.”
Bu dua, insanı çocukluğuna götüren bir hatırlatmadır. Bir zamanlar kendi başına yemek yiyemeyen, yürüyemeyen, korktuğunda ağlayan ve her ihtiyacında anne babasına yönelen insan, büyüdüğünde geçmişini unutmamalıdır. Elbette her ailede yaşananlar aynı değildir; ancak insanın kendisine yapılan iyiliği hatırlaması, vefanın başlangıcıdır.
Anne ve babaya isyan neden büyük günahlardandır?
İslam dininde anne ve babaya eziyet etmek, onların meşru haklarını çiğnemek ve kendilerine karşı haksızlıkta bulunmak, ukūkü’l-vâlideyn kavramıyla ifade edilen ağır bir dinî ve ahlaki sorumluluktur.
Resûlullah (s.a.v.), büyük günahları açıklarken Allah’a ortak koşmayı ve anne babaya karşı gelmeyi özellikle zikretmiştir. Buhârî ve Müslim’de yer alan rivayetlerde, yalan söz ve yalan şahitlik de bu ağır günahlar arasında sayılır. (Buhârî, Edeb; Müslim, Îmân)
Bu hadis, anne ve babaya karşı haksızlığın sıradan bir aile anlaşmazlığı olarak görülmemesi gerektiğini ortaya koyar. Bir evladın anne ve babasına hakaret etmesi, onları küçük düşürmesi, ihtiyaçlarını bile bile ihmal etmesi veya kendilerine zarar vermesi, dinin güzel ahlak anlayışıyla bağdaşmaz.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Anne ve babaya karşı gelmek ile her konuda onlarla aynı fikirde olmamak aynı şey değildir. İnsan, anne ve babasının her düşüncesini paylaşmayabilir. Meslek seçimi, evlilik, yaşam biçimi, eğitim veya kişisel kararlar konusunda anlaşmazlıklar yaşanabilir. Böyle durumlarda evladın düşüncesini ifade etmesi, tek başına isyan anlamına gelmez.
Asıl mesele, anlaşmazlık sırasında haksızlığa başvurup başvurmadığıdır. Bir insan, doğru bulmadığı bir isteği saygılı bir dille reddedebilir. Yanlış olduğunu düşündüğü bir davranışa itiraz edebilir. Fakat bunu yaparken hakaret etmesi, tehditte bulunması, şiddete başvurması veya anne ve babasını aşağılaması kabul edilemez.
İslam’ın öğrettiği hürmet, düşüncesizce boyun eğmek değil; doğruyu savunurken ahlakı korumaktır.
Bir annenin gözyaşı, bir babanın sessizliği
Aile içinde bazı acılar yüksek sesle dile getirilmez. Bir anne, evladının kırıcı sözlerinden sonra susabilir. Bir baba, kendisine yapılan saygısızlığı kimseye anlatmayabilir. Fakat susmak, incinmemek değildir.
Bazen bir evlat, öfkeyle söylediği sözün ardından hayatına kaldığı yerden devam eder. Oysa anne ve baba, o sözü günlerce düşünür. “Ben nerede yanlış yaptım?” diye kendilerini sorgulayabilir, evlatlarının kendilerinden uzaklaşmasını anlamlandırmaya çalışabilirler.
Elbette anne ve babalar da insandır. Onlar da hata yapabilir, yanlış kararlar verebilir, evlatlarını istemeden incitebilirler. İslam, anne ve babaya hürmet edilmesini emrederken onların kusursuz olduğunu söylemez. Aile içinde adalet, karşılıklı anlayış ve merhamet önemlidir.
Bununla birlikte, anne ve babanın hatalı olması, evladın hakaret etmesini veya şiddete başvurmasını meşru hâle getirmez. Bir yanlış, başka bir yanlışla düzeltilemez.
Evlat, kendisine yapılan haksızlığı dile getirebilir. Yaşadığı sıkıntıyı anlatabilir, gerektiğinde mesafe koyabilir ve güvenliğini koruyabilir. Ancak mümkün olduğu ölçüde insan onurunu gözetmek, öfkesini kontrol etmek ve konuşma biçimine dikkat etmek gerekir.
Çünkü hürmet, her zaman aynı fikirde olmak değildir. Hürmet, aynı fikirde olmadığımız zamanlarda da insanlığımızı kaybetmemektir.
Anne ve babaya itaatsizlik hangi davranışlarda görülür?
Anne ve babaya karşı sorumluluk, yalnızca onların sözlerini dinlemekten ibaret değildir. Onların haklarını korumak, ihtiyaçlarını gözetmek, güvenlerini kötüye kullanmamak ve kendilerine karşı adil davranmak da bu sorumluluğun içindedir.
Anne ve babaya küfretmek, onları başkalarının yanında küçük düşürmek, tehdit etmek, fiziksel şiddet uygulamak ve sürekli aşağılamak ağır yanlışlardır. Resûlullah’ın (s.a.v.) anne ve babaya sövmenin büyük günahlardan olduğunu bildiren hadisi de bu konuda dikkat çekicidir.
Buhârî’de aktarılan rivayette, bir kişinin başkasının babasına hakaret etmesi üzerine karşı tarafın da onun babasına hakaret etmesi, kişinin kendi anne ve babasına sövmesiyle ilişkilendirilir. Bu hadis, insanın yalnızca doğrudan yaptığı kötülüklerden değil, başkalarını kötülüğe sürükleyen davranışlarından da sakınması gerektiğini gösterir. (Buhârî, Edeb)
Bunun yanında, anne ve babanın ciddi ihtiyaçları olduğu hâlde hiçbir makul gerekçe olmaksızın onları ihmal etmek, hastalıklarında ilgisiz davranmak, maddi imkânlarını haksız biçimde kullanmak veya güvenlerini bilerek sarsmak da üzerinde dikkatle durulması gereken davranışlardır.
Ne var ki her ailede şartlar farklıdır. Kimi evlat uzakta yaşar, kimi ekonomik sıkıntı içindedir, kimi kendi çocuklarının bakımını üstlenmiştir. Bu nedenle sorumluluklar değerlendirilirken kişinin imkânları, şartları ve gerçek ihtiyaçlar dikkate alınmalıdır.
Önemli olan, imkânı ölçüsünde iyilik yapmaya gayret etmek ve ilgisizliği alışkanlık hâline getirmemektir.
Anne ve babanın her isteğine itaat etmek gerekir mi?
Bu konu, aile ilişkilerinde sıkça yanlış anlaşılmaktadır. Anne ve babaya iyilik etmek dinimizin açık bir emridir; fakat bu emir, onların her isteğinin koşulsuz yerine getirilmesi gerektiği anlamına gelmez.
Kur’an-ı Kerim’in Lokman suresinin 14 ve 15. ayetleri bu konuda önemli bir denge kurar. Anne ve babaya iyilik edilmesi emredilir; Allah’a ortak koşmaya zorlamaları hâlinde ise bu konuda kendilerine itaat edilmemesi bildirilir. Bununla birlikte dünya hayatında onlarla iyi geçinilmesi istenir.
Buradan anlaşıldığı üzere, anne ve babaya hürmet etmekle yanlış bir isteğe itiraz etmek birbirine zıt değildir. İnsan, dinen sakıncalı veya haksız bir talebi yerine getirmeyebilir. Ancak bunu yaparken hakaret etmemeli, gereksiz yere incitmemeli ve mümkün olduğunca güzel bir dil kullanmalıdır.
Örneğin bir evlat, kendi ailesini ilgilendiren bir kararda anne ve babasının düşüncesini dinleyebilir; fakat son kararın sorumluluğunu da üstlenebilir. Evlilik hayatında eşinin haklarını koruyabilir; bu, anne ve babasını terk ettiği anlamına gelmez. Ailesini geçindirmek zorunda olan bir insan, bütün maddi imkânlarını karşılayamayacağı taleplere ayırmak zorunda değildir.
İslam ahlakında merhamet kadar adalet de önemlidir. Anne ve babanın hakkı korunurken eşin, çocukların ve kişinin kendisinin hakları da gözetilmelidir.
Dolayısıyla anne ve babaya itaat, Allah’a itaatin ve adaletin sınırları içinde değerlendirilmelidir. Hürmet, zulme razı olmak veya ağır istismarı gizlemek değildir.
Anne ve babaya karşı gelmek, bütün ibadetleri boşa çıkarır mı?
Bu soruya cevap verirken dinî kaynakların ortaya koyduğu sınırları korumak gerekir.
Anne ve babaya karşı gelmenin büyük günahlar arasında sayıldığı sahih hadislerle sabittir. Ancak bu durumdan hareketle, anne ve babasına yanlış davranan bir kişinin bütün namazlarının, oruçlarının ve diğer ibadetlerinin kesinlikle kabul edilmeyeceğini söylemek doğru değildir. Böyle bir hüküm, sağlam ve açık bir delil gerektirir.
İbadetlerin kabulü Allah’a aittir. İnsan, yaptığı iyilikleri sürdürürken günahlarından da tövbe etmeli, kul haklarını gözetmeli ve yanlışlarını düzeltmek için çaba göstermelidir.
Çünkü ibadet, insanın ahlakına da yansımalıdır. Namaz kılan bir insanın diliyle başkalarını incitmemeye çalışması, oruç tutan bir insanın öfkesini kontrol etmesi, dinini önemseyen bir evladın anne ve babasının haklarını gözetmesi beklenir.
Bu, yalnızca anne ve baba ilişkisi için değil, bütün insan ilişkileri için geçerli bir ahlak ilkesidir.
Bununla birlikte, bir günah işlemiş olmak insanın Allah’ın rahmetinden ümidini kesmesini gerektirmez. Zümer suresinin 53. ayetinde Allah’ın rahmetinden ümit kesilmemesi bildirilir. Bu ayet, yanlışından dönen, pişmanlık duyan ve kendisini düzeltmeye çalışan herkes için önemli bir umut kapısıdır.
Anne ve babanın rızası, Allah’ın rızasıyla nasıl ilişkilidir?
İslam geleneğinde anne ve babanın rızasına büyük önem verilmiştir. Bu önem, Kur’an’da Allah’a kulluk emriyle anne ve babaya iyilik emrinin yan yana zikredilmesinde de görülür.
Bununla birlikte, anne ve babanın her öfkesini doğrudan Allah’ın gazabı olarak yorumlamak veya onların her talebini dinin kesin hükmü saymak doğru değildir. Anne ve babanın da adaletli davranma, evlatlarının haklarını gözetme ve onlara merhamet etme sorumluluğu vardır.
Bazen bir anne veya baba, evladından kendi çıkarına uygun bir karar vermesini isteyebilir. Bazen yanlış bir değerlendirmede bulunabilir veya istemeden evladını zor durumda bırakabilir. Böyle hâllerde evlat, sırf anne ve babası istiyor diye haksızlık yapmak zorunda değildir.
Önemli olan, doğruyu savunurken kırıcı olmamaya gayret etmek ve mümkün olduğu ölçüde aile bağlarını korumaktır.
Allah’ın rızasını arayan insan, yalnızca başkalarını memnun etmeye değil, adaletli ve merhametli olmaya da çalışmalıdır.
Anne ve babasına karşı gelen evlat cennete giremez mi?
Anne ve babaya isyanla ilgili hadislerde ağır ahiret uyarıları bulunmaktadır. Bu uyarılar, söz konusu günahın ciddiyetini gösterir. Ancak belirli bir insanın kesin olarak cennete giremeyeceğini veya cehennemlik olduğunu söylemek, insanların yetkisinde değildir.
İslam inancında nihai hüküm Allah’a aittir. Allah kullarının yaptıklarını, niyetlerini, içinde bulundukları şartları ve tövbe edip etmediklerini en iyi bilendir.
Bu nedenle dinî uyarıların amacı, insanları ümitsizliğe sürüklemek değil, onları yanlışlarından döndürmek ve doğru davranışlara yöneltmektir.
Anne ve babasına haksızlık etmiş bir evlat, önce hatasını kabul etmeli, ardından özür dilemeli ve verdiği zararı gidermeye çalışmalıdır. Eğer maddi bir hak ihlal edilmişse bunu telafi etmeli; kırıcı sözler söylemişse davranışlarını değiştirmeli; ilgisiz kalmışsa bundan sonra imkânları ölçüsünde destek olmalıdır.
Anne ve baba vefat etmişse onlar için dua etmek, Allah’tan bağışlanma dilemek, varsa borçlarının ödenmesine yardımcı olmak ve meşru vasiyetlerini yerine getirmek gibi iyilikler yapılabilir.
Geçmişi geri getirmek mümkün değildir. Fakat geçmişteki yanlışlardan ders almak, insanın bugünkü davranışlarını değiştirebilir.
Eş ile anne ve baba arasında kalmak
Günümüzde aile içinde yaşanan sorunlardan biri de eş ile anne ve baba arasında kalma meselesidir. Özellikle evlilikten sonra bu konuda çeşitli anlaşmazlıklar ortaya çıkabilir.
Oysa mesele, anne ve babayı eşten üstün tutmak veya eşi anne ve babanın önüne geçirmek biçiminde ele alınmamalıdır. Her ilişkinin kendine özgü hakları ve sorumlulukları vardır.
Bir insan, eşine karşı adil davranırken anne ve babasına da iyilik edebilir. Anne ve babasına yardım ederken eşinin haklarını koruyabilir. Burada önemli olan, bir tarafı memnun etmek uğruna diğer tarafa haksızlık etmemektir.
Anne ve babanın evli evlatlarının hayatına ilişkin düşüncelerini ifade etmesi doğaldır. Ancak evlatların kurduğu aile düzenine, eşlerin mahremiyetine ve meşru kararlarına da saygı gösterilmelidir.
Aynı şekilde evlat da evlilik hayatını gerekçe göstererek anne ve babasını bütünüyle ihmal etmemelidir. Telefon etmek, ziyaret etmek, ihtiyaçlarını sormak ve imkânları ölçüsünde destek olmak, aile bağlarının sürdürülmesine katkı sağlar.
Aile huzuru, bir kişinin diğer herkesin üzerinde mutlak hâkimiyet kurmasıyla değil, karşılıklı hakların ve sorumlulukların gözetilmesiyle sağlanır.
Anne ve babaya iyilik, yalnızca para vermek değildir!
Anne ve babaya karşı sorumluluğun maddi boyutu vardır; ancak sevgi ve ilgi de en az onun kadar önemlidir.
Bir insan, anne ve babasının bütün maddi ihtiyaçlarını karşılayabilir ama onlarla konuşmaya vakit ayırmayabilir. İhtiyaçlarını satın alabilir fakat gönüllerini almayı ihmal edebilir. Oysa insan yalnızca ekmekle, parayla ve barınmayla yaşamaz. Anlaşılmaya, hatırlanmaya ve değer görmeye de ihtiyaç duyar.
Özellikle yaşlılık döneminde yalnızlık ağır bir yük hâline gelebilir. Günlerce telefon bekleyen, kapısı çalınmadığında kendisini unutulmuş hisseden, anlatacaklarını dinleyecek birini arayan anne ve babalar vardır.
Onlara yapılabilecek en güzel iyiliklerden biri, vakit ayırmaktır. Birlikte çay içmek, hatıralarını dinlemek, sağlık kontrollerinde yardımcı olmak, ihtiyaçlarını sormak ve kendilerini ailelerinin bir parçası olarak hissettirmek, vefanın somut göstergeleridir.
Her evladın şartları aynı değildir. Uzakta yaşayan, geçim mücadelesi veren veya ağır sorumluluklar üstlenen insanlar olabilir. Bu nedenle yapılabilecek iyilik, kişinin gücü ve imkânları ölçüsünde değerlendirilmelidir.
Ancak insan, imkânı varken ilgisiz kalmayı alışkanlık hâline getirmemelidir.
Anne ve babaya gösterilen hürmet, çocuklara bırakılan mirastır
Bir evlat yalnızca anne ve babasına karşı değil, kendisinden sonra gelen nesillere karşı da davranışlarıyla örnek olur.
Çocuklar, büyüklerinin birbirleriyle nasıl konuştuğunu, anlaşmazlıkları nasıl çözdüğünü ve yaşlılara nasıl davrandığını gözlemler. Aile içinde saygı, merhamet ve vefa yaşatılıyorsa çocuklar bu değerleri öğrenme fırsatı bulur.
Buna karşılık hakaretin, küçümsemenin ve şiddetin normal görüldüğü bir ortam, aile bağlarını zedeleyebilir. Bu nedenle anne ve babaya hürmet, yalnızca geçmişte yapılan fedakârlıklara karşılık vermek değildir; gelecek nesillere de güzel bir ahlak anlayışı bırakmaktır.
İnsan, kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa başkalarına da öyle davranmaya gayret etmelidir. Bugün anne ve babasına karşı sabırlı davranan bir evlat, yarın kendi yaşlılığında aynı merhametin kendisine de gösterilmesini umut edebilir.
Ancak iyiliği yalnızca karşılık beklemek için yapmak da doğru değildir. Asıl değer, insanın güzel davranışı bir ahlak ilkesi olarak benimsemesindedir.
Hatasını anlayan evlat için dönüş yolu açıktır
Bazen insanlar öfkelerine yenilir, yanlış kararlar verir ve sevdiklerinin kalbini kırar. Önemli olan, yapılan hatayı inkâr etmek veya sürekli başkalarını suçlamak değil, sorumluluk alabilmektir.
Anne ve babasına karşı kırıcı davrandığını anlayan bir evlat için ilk adım, samimi bir özürdür. Fakat özrün gerçek değeri, ardından gelen davranış değişikliğinde ortaya çıkar.
“Ben de sinirliydim.”, “Siz de beni üzdünüz.” veya “Geçmişte siz de yanlış yaptınız.” diyerek her şeyi karşı tarafa yüklemek, sorunun çözülmesini zorlaştırabilir. Elbette evladın yaşadığı sıkıntılar da dinlenmeli ve anlaşılmalıdır. Ancak kişinin kendi yanlışını kabul etmesi, olgunluğun önemli bir göstergesidir.
İkinci adım, anne ve babanın ihtiyaçlarını yeniden değerlendirmektir. Onlarla daha düzenli iletişim kurmak, sağlıklarıyla ilgilenmek, maddi ve manevi destek sağlamak ve kırıcı davranışlardan uzak durmak, ilişkinin onarılmasına yardımcı olabilir.
Üçüncü adım ise dua ve tövbedir. İnsan, Allah’tan bağışlanma dilerken davranışlarını da düzeltmeye çalışmalıdır. Çünkü samimi tövbe, yalnızca pişmanlık duymak değil, yanlışta ısrar etmemek için gayret göstermektir.
Bununla beraber anne ve babayla ilişki ağır istismar, tehdit veya şiddet içeriyorsa evladın güvenliğini sağlaması önemlidir. Hürmet, şiddete katlanmak demek değildir. Gerektiğinde güvenilir kişilerden ve uzmanlardan destek almak, uygun sınırlar koymak ve zarardan korunmak mümkündür.
İslam’ın merhamet anlayışı, bir insanın kendisini koruma hakkını ortadan kaldırmaz.
Dinî rivayetleri aktarırken ölçü ve sorumluluk
Anne ve babaya iyilik etmenin önemi Kur’an-ı Kerim’in açık hükümleriyle ve güvenilir hadislerle sabittir. Bununla birlikte, bu konuda halk arasında dolaşan her sözün sahih bir hadis olduğunu kabul etmek doğru değildir.
Örneğin belirli bir günah işleyen kişinin bütün ibadetlerinin mutlaka kabul edilmeyeceği, ömrünün kesinlikle kısalacağı veya belirli bir insanın kesin biçimde cehenneme gireceği yönündeki ifadeler, kaynakları ve bağlamları incelenmeden dinî hüküm olarak sunulmamalıdır.
Hz. Yusuf’un (a.s.) babası Hz. Yakup’un (a.s.) huzuruna gelişinde ayağa kalkmadığı için soyundan peygamber gelmeyeceğine dair anlatı da güvenilirliği araştırılmadan kesin bilgi olarak aktarılmamalıdır.
Dinî konularda hassasiyet, yalnızca insanları uyarmakla sınırlı değildir. Uyarının doğru bilgiye dayanması da gerekir. Bir insanı iyiliğe çağırırken doğrulanmamış bir rivayeti kullanmak, iyi niyetli olsa bile yanlış bir dinî anlayışa yol açabilir.
Bu nedenle Kur’an ayetleri, sahih hadisler ve güvenilir ilmî açıklamalar esas alınmalıdır. Din, insanları korkutmak için doğruluğu belirsiz sözler üretme alanı değildir; insanı hakikate, adalete ve güzel ahlaka yönelten bir rehberdir.
Son söz: Anne ve babanın kıymetini zamanında bilmek
İnsan hayatı boyunca birçok şeyi erteleyebilir. Bir ziyaret başka bir güne, bir telefon başka bir saate, bir gönül alma daha uygun bir zamana bırakılabilir. Fakat hayatın bize sunduğu zaman sınırsız değildir.
Bir gün insan, aramak istediği annesinin sesini duyamayabilir. Bir gün babasının kapısını çalmak ister ama o kapı artık açılmayabilir. O zaman söylenmeyen sözler, ertelenen ziyaretler ve gösterilemeyen ilgi, insanın içinde derin bir özleme dönüşebilir.
Bu yüzden anne ve babaya iyilik, yalnızca bayramlarda hatırlanacak bir görev değildir. Her gün yeniden yaşatılması gereken bir ahlak sorumluluğudur.
Onların gönlünü almak, ihtiyaçlarını gözetmek, haklarını korumak, yaşlılıklarında yalnız bırakmamak ve anlaşmazlıklar sırasında bile saygıyı elden bırakmamak, insanın hem aile hayatına hem de manevi olgunluğuna katkıda bulunur.
Unutulmamalıdır ki anne ve babaya hürmet, onların her isteğini sorgusuz yerine getirmek değildir. Asıl olan, Allah’ın emirlerine uygun biçimde hareket etmek, anne ve babanın meşru haklarını gözetmek, haksızlıktan kaçınmak ve merhameti davranışlara yansıtmaktır.
Kur’an’ın çağrısı açıktır: Anne ve babaya iyilik edin, onları incitmeyin ve kendileriyle güzel konuşun.
Bir evladın büyüklüğü, yalnızca hayatta elde ettiği başarılarla ölçülmez. Bazen insanın gerçek büyüklüğü, kendisini büyüten iki insanın gönlünü incitmemek için gösterdiği sabırda, vefada ve merhamette saklıdır.
Anne ve babası hayatta olanlara düşen, onların kıymetini zamanında bilmektir. Anne ve babası vefat etmiş olanlara düşen ise onlar için dua etmek, güzel hatıralarını yaşatmak ve geride bıraktıkları iyilikleri sürdürmeye çalışmaktır.
Çünkü insanın dünyada bıraktığı en kıymetli izlerden biri, başkalarının kalbinde yaşattığı merhamettir.
Allah hepimize anne ve babamızın hakkını gözetmeyi, yanlışlarımızı fark edip düzeltmeyi, aile bağlarımızı adalet ve merhametle korumayı nasip etsin. Âmin.
YORUMLAR
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.