HOLLANDA’NIN SÜLÜN OSMAN’I EMILE RATELBAND VE TSJAKKA BALONUNUN SÖNÜŞÜ
06.11.2026
Kişi Okumuş
0 Yorum
İlhan KARAÇAY – NAZLI GAZETESİ / HOLLANDA,
HOLLANDA’NIN SÜLÜN OSMAN’I EMILE RATELBAND VE TSJAKKA BALONUNUN SÖNÜŞÜ
Sülün Osman, kendisine ait olmayan kuleleri ve vapurları pazarlamasıyla ünlenmişti. Ratelband ise, insanlara kendi güçlerini keşfetmeyi vaat ederek şöhret kazandı. Bu iki farklı hikâye, bana aynı soruyu sorduruyor: Bir insanın bizi ikna etmesi, O’na güvenmemiz için yeterli mi?”
Ratelband’ın bugünkü durumunu okurken, yıllar önce başında bulunduğum Avrupa DÜNYA gazetesinde yayımlattığı seçim reklamlarını hatırladım. İnsanlara başarıyı anlatan Ratelband, o reklamların bedelini ödememişti.
İlhan KARAÇAY Yazdı:
De Telegraaf’ın Privé sayfaları. Başarı söyleminin yerini, bu kez mali sıkıntılar ve Arnhem’deki binalar hakkındaki iddialar alıyor.
Değerli Okurlarım,
Dünyada öylesine ilginç olaylar yaşanıyor ki, bazen okuduğumuz bir haber, bizi yıllar öncesine götürüyor, unutulmuş kişileri, yaşanmış olayları yeniden hatırlatıyor.
Hele o haberin kahramanıyla sizin de yolunuz kesişmişse, anlatacaklarınız, gazete sütunlarında yazılanların ötesine geçiyor.
Bugün sizleri, Hollanda’dan Türkiye’ye, sahne ışıklarından ödenmeyen hesaplara uzanan bir hikâyeye götüreceğim. Bu hikâyede, bir zamanlar Türkiye’de de büyük ilgi gören Hollandalı bir başarı gurusu, İstanbul’u satmasıyla ünlenen Sülün Osman ve benim yıllardır unutmadığım bir gazete alacağı var…
De Telegraaf gazetesinin, 2 Kasım tarihli sayısında Emile Ratelband’a ayırdığı iki tam sayfayı görünce, “Tsjakka!” diye bağırarak insanlara başarı ve özgüven aşılayan o gösterişli adamın Türkiye’de nasıl alkışlandığını hatırladım.
Bir zamanlar insanları kızgın kömürlerin üzerinde yürüten Ratelband, şimdi ödenmeyen faturalar, bakımsız binalar ve Tayland’dan Laos’a uzanan, cevapsız sorularla dolu bir hikâyenin başkişisi.
Ratelband’ı, yalnızca televizyon ekranlarından ve gazete sayfalarından tanımıyorum. Yıllar önce yollarımız kesişti, benim de hafızamda O’nunla ilgili unutmadığım bir olay kaldı. Yazının ilerleyen bölümünde anlatacağım bu olay, bugün okuduğum habere neden farklı bir gözle baktığımı da açıklayacak.
Ratelband’ın bugünkü durumunu okurken, aklıma bizim Sülün Osman geldi. Biri, İstanbul’un kulelerini, tramvaylarını ve vapurlarını kendisininmiş gibi pazarlamasıyla ünlenmişti, diğeri, insanlara kendi güçlerini keşfetmeyi vaat ederek şöhret kazanmıştı. Bu benzetmenin bende neden uyandığını anlatmadan önce, İstanbul’un o meşhur hikâyesini hatırlayalım…
SÜLÜN OSMAN İSTANBUL’U NASIL SATARDI
Sülün Osman olarak tanınan Osman Ziya Sülün. Kamuya ait yapıları ve araçları kendisininmiş gibi pazarladığı anlatılarıyla Türkiye’nin hafızasına yerleşti.
Eskiler iyi bilir, bizim toplumsal hafızamızda Sülün Osman diye bir isim vardır.
Asıl adı Osman Ziya Sülün olan bu adam, yalnız yaptığı dolandırıcılıklarla değil, bunların etrafında büyüyen hikâyelerle de ün kazandı.
Sülün Osman’ın Galata Kulesi’ni nasıl pazarladığına ilişkin anlatılan hikâye, O’nun yöntemini çok güzel açıklar. Hikâyeye göre, kulenin önünde durur, fotoğraf çekenlerden para isterdi. Dışarıdan bakan biri de, O’nu kulenin sahibi ya da para toplamaya yetkili kişi sanırdı.
Bir gün, İstanbul’a taşradan gelmiş bir adam, bu para alışverişini görünce merakla sormuş: “Bu insanlar sana neden para veriyor?”
Sülün Osman, beklediği fırsatı bulmuş, başlamış anlatmaya: “Bu kule benim. Fotoğrafını çekenden para alıyorum. Gördüğün gibi, geleni gideni eksik olmuyor. İstersen burayı sana satayım, bundan sonra her fotoğraf çekenden parayı sen alırsın!” Sonra da işin ne kadar kazançlı olduğunu ballandıra ballandıra anlatmış.
Dükkân açmak yok, mal almak yok, müşteri aramak yok…
Kule zaten yerinde duruyor, insanlar da fotoğraf çekmek için kendileri geliyor!
Alıcıya düşen, bir kenarda oturup parasını toplamak. İstanbul’un ortasında, zahmetsizce gelir getiren hazır bir iş!
Karşısındaki adam, artık taş bir kuleye değil, kendisine her gün para kazandıracak bir servete bakmaya başlamış. Sülün Osman da, kendisine ait olmayan Galata Kulesi’ni, bu tatlı kazanç hayaliyle pazarlamış.
Taksim Meydanı’ndaki anıtı, tramvayları, şehir hatları vapurlarını satmaya ya da kiralamaya kalkıştığı anlatılarda da aynı oyun vardır.
Araçlar gerçektir, yolcular gerçektir, her gün toplanan bilet paraları gerçektir. Yalan olan, bunların sahibi olduğu ve başkasına satabileceği iddiasıdır. O, karşısındakine önce kazanacağı parayı hayal ettirir, sonra o hayalin bedelini kendi cebine indirirdi.
Ratelband’ı düşünürken aklıma gelen bağ da burada kuruluyor. Elbette iki ayrı hayat, iki ayrı dönem ve iki ayrı sicil söz konusu. Ancak kalabalıkların gözünde büyüyen bir kişinin, kendisine duyulan güveni hangi sorumlulukla taşıdığı sorusu, her dönemde aynı ağırlığı koruyor.
GALATA’DAN TAKSİM’E BİR İKNA SAHNESİ
Galata Kulesi, Sülün Osman anlatılarının en bilinen simgelerinden biri.
Taksim Cumhuriyet Anıtı ve nostaljik tramvay, Sülün Osman’ın İstanbul’un ortak değerlerini kendisininmiş gibi pazarladığı anlatıları hatırlatıyor.
Bir şehrin anıtına, kulesine, tramvayına bakarken, bunların bir kişinin cebinden çıkarıp satacağı mallar olmadığını biliriz. Yine de insan, çok istediği bir kazanca inanmak için bazen bildiğini bir kenara bırakabiliyor. Sülün Osman hikâyelerinin yıllardır anlatılmasının nedeni, biraz da bu zaafı görünür kılması.
Bugünün dünyasında ikna sahnesi çok daha büyük. Bir televizyon programı, bir salon dolusu dinleyici, bir kitap kapağı, tekrar tekrar duyulan bir slogan…
Bunların her biri, kişiye tanınmışlık kazandırır. Tanınmışlık ise, sorgulanmadan güvenilirlik sayıldığında, asıl soruların üzerini örtebilir.
KORLARIN ÜZERİNDE YÜRÜYEN ŞÖHRET
Ratelband’ın De Vuurloper adlı kitabının kapağı, O’nu çıplak ayakla korların üzerinde gösteriyor. Gösterilerinin merkezindeki ateşte yürüme temasının kendi yayınındaki örneği.
Türkiye’deki günlerini hatırlıyorum. Ratelband, ateş üzerinde yürüme gösterileriyle tanıtılan, kişisel gelişim dünyasının dikkat çeken yüzlerinden biriydi. İnsanlara korkularını yenmeyi, kendilerine inanmayı, yapamayacaklarını düşündükleri işe girişmeyi anlatıyordu. Bu tanıtımın Türkiye’deki somut izlerinden biri de, 2000’de Uma tarafından yayımlanan, Nur Yener’in çevirdiği “Ateş Üstünde Yürüme” kitabı.
Kızgın kömürler, çıplak ayaklar ve sonunda gelen zafer duygusu…
Televizyon için bundan daha etkili bir sahne bulmak kolay değildir. Seyirci, bir insanın korktuğu şeyi başardığını görür. Fakat o sahneden, eğitmenin her sözünün doğru olduğu ya da iş hayatındaki her ilişkisinin güvenilir olduğu sonucu çıkmaz.
İnsanın cesaret kazanmasını küçümsemiyorum. Benim itirazım, sahnedeki cesaretin ticari ahlakın belgesi gibi sunulmasına. Birinin kor üzerinde yürüyebilmesi, borcunu ödeyeceğinin teminatı değildir. Ben bunu, kendi gazetemde yaşadığım olayla gördüm.
BİZİM GAZETENİN ÖDENMEYEN FATURASI
Emile Ratelband, sahne gösterileri kadar, kişisel hayatı ve çıkışlarıyla da Hollanda medyasının tanınan isimlerinden biri oldu.
2002 sonu ile 2003 seçimleri arasındaki dönemde, başında bulunduğum Avrupa DÜNYA gazetesinden geniş çaplı seçim reklamı istedi. Reklamlarını yayımladık. Fakat benim yaşadığım ve burada kendi tanıklığım olarak aktardığım olay şu: Gazetemize olan reklam bedeli ödenmedi.
Yıllar sonra önümdeki kupürü okurken hafızamda canlanan ilk şey, O’nun sloganı değil, bu alacak oldu. İnsanlara başarı anlatan bir kişinin, aldığı hizmetin bedelini ödemesini beklersiniz. Bunun için ateşte yürümeye, salonları ayağa kaldırmaya, kendinize büyük ünvanlar vermeye gerek yoktur. Borcunuzu ödemeniz yeterlidir.
Bu anım, bugünkü haberlerde yer alan her iddianın kanıtı değildir. Ancak benim Ratelband’a neden mesafeli baktığımı açıklar. Okuyucuya, şahsen yaşadığım olayla başkalarının ileri sürdüğü iddiaları birbirine karıştırmadan anlatmak da gazetecilik sorumluluğumdur.
Siyaset sahnesindeki sonuç ise kayıtlarda duruyor. Ratelband, 22 Ocak 2003 genel seçimlerine kendi listesiyle katıldı. Groningen Üniversitesi’nin siyasi partiler arşivine göre, listesi 9.045 oy aldı, yüzde 0,09’da kaldı ve milletvekili çıkaramadı. Salonları doldurabilmek, seçmenin güvenini kazanmak için yeterli olmamıştı.
Bir sloganın alkış toplamasıyla bir ülkeyi yönetme yetkisi almak arasındaki fark, sandık açıldığında ortaya çıkmıştı. Başarı anlatıcısının siyasi hesabı, kendi vaatlerinden çok daha küçük bir sonuç verdi.
TSJAKKA FATURALARI ÖDEMİYOR
De Telegraaf’ın 2 Kasım tarihli haberinde, artık sahne ışıklarının dışındaki bir Ratelband var. Gazetenin aktardığına göre, Arnhem’de Nieuwstad ve Beijerplaats çevresindeki bazı kiralık binalarında sorunlar birikmiş durumda. Bakım eksiklikleri, enerji faturaları ve kiracıların belirsizliği, haberin ana omurgasını oluşturuyor.
Kupürde, üç kiracının temmuz ayında mahkemede haklı bulunduğu, buna rağmen enerji meselesinin çözülemediği belirtiliyor. Bazı binalara haciz konulduğu ve sorunların giderilmemesi nedeniyle mahkemece öngörülen zorlayıcı para cezasının üst sınıra ulaştığı aktarılıyor. Bunlar, gazetenin haberinde yer alan bilgiler.
Bana göre bu tablonun en ağır tarafı, mülk sahibinin şöhreti değil, o evlerde yaşayan insanların durumu. Bir gösterinin sonunda salon boşalır. Ama kiracı, ertesi sabah yine aynı eve uyanır. Isınma, elektrik ve bakım, alkışla çözülecek meseleler değildir.
Gazete, mülklerin yönetimi ve kiraların tahsiliyle ilgilenen Brian Lindeborg’a ulaşmaya çalıştığını, yanıt alamadığını da yazıyor. Danışman Carlo Liefting ise enerji ödemelerindeki aksamaları kabul ederek, ödeme ya da düzenleme yapılacağını söylüyor. Verilen bu cevap da, haberdeki suçlamalar kadar okuyucunun önünde durmalı.
Tayland ve Laos’un bölgedeki konumu ile Emile Ratelband. Harita, haberde adı geçen ülkeleri gösteriyor; güncel adresini belirtmiyor.
Tayland’daki gayrimenkul girişiminin başarısızlığı ve Rus yatırımcılarla ilgili iddialar da kupürde yer alıyor. Gazete, birkaç milyon eurodan söz edildiğini yazıyor. Ratelband’ın yatırımcılardan kaçtığı ve Laos’ta bulunduğu anlatımı ise, haberde kaynaklara dayandırılan bir iddia olarak aktarılıyor. Güncel adresi ve içinde bulunduğu şartlar belirsizliğini koruyor.
Gazetenin aktardığı bir başka ayrıntı da, Ratelband’ın kızı Minou ve oğlu Rolls’tan binlerce euro göndermelerini istemesi. Haberde, çocuklarının, O’nun mirasının peşinde olduğunu ileri sürdüğü de anlatılıyor. Bir yanda babalarından haber almaya çalışan çocuklar, diğer yanda O’nun para talepleri ve miras konusundaki suçlamaları… Bir zamanların başarı gurusunun aile ilişkileri de, en az mali durumu kadar düşündürücü bir görünüm sergiliyor.
Ekim ayındaki haberlerde, çocuklarının babalarına ulaşmak için kamuoyuna çağrıda bulunduğu görülüyor. Shownieuws da 25 Ekim’de, danışman Liefting’in Ratelband’ı kamera karşısına çıkarabileceğini, bunun karşılığında 25.000 euro istediğini aktardı. Haber değeri olan, bu teklifin ve açıklamanın kendisidir; bundan tek başına yeni bir suç sonucu çıkarılamaz.
Aile endişesiyle para taleplerinin aynı hikâyede buluşması, tabloyu daha da düşündürüyor. Bununla birlikte, çocukların babalarından haber almak istemesini miras hesabına indirgemek de haksızlık olur. Kupürdeki iddialar arasında, aile üyelerinin niyetlerine ilişkin karşılıklı yorumlar bulunuyor. Bizim görevimiz, bunları kesinleşmiş gerçekler gibi çoğaltmak değil.
Bir başka sahne de 2018’de yaşanmıştı. Ratelband, resmî doğum tarihinin 20 yıl ileri alınmasını, böylece yaşının 20 yıl küçülmesini istedi. Gelderland Mahkemesi talebi 3 Aralık 2018’de reddetti. Kendini genç hissetmek kişisel bir duygu, nüfus kaydını değiştirmek ise hukuk meselesiydi. Bu kez de güçlü bir istek, gerçeği kendiliğinden değiştirmedi.
GÖSTERİNİN SONUNDA HESAP KALIYOR
Vapur, Galata Kulesi ve tramvayı bir araya getiren İstanbul tanıtım kolajı. Sülün Osman hikâyelerinin kentle bağını hatırlatıyor.
Sülün Osman’ın hikâyeleriyle Ratelband’ın hayatını yan yana getirirken, birini ötekinin bire bir kopyası ilan etmiyorum. Osman’ın etrafında büyüyen efsanenin temelinde, sahip olmadığı şeyleri satma cüreti vardı. Ratelband’ın yükselişinde ise, kendine güveni büyük bir gösteriye dönüştürme yeteneği. Beni bu iki hikâye arasında düşünmeye yönelten, ikna gücünün insanlara ne yaptırabildiği.
Sülün Osman’ın ölümünün ayrıntıları bile kesin değil. Anadolu Ajansı’nın dosyası, 1984’te bir otelde kalp krizinden öldüğü ve kimsesizler mezarlığına gömüldüğü anlatımını ihtiyatla aktarıyor. Dolayısıyla O’nun sonunu kesin bir sefalet öyküsüne çevirip, yaşayan bir insanın geleceğini de aynı kalıba yerleştirmeye gerek yok.
Benim sorum daha somut: Başarıyı meslek edinen kişi, kendi sorumlulukları karşısında nerede duruyor? Kiracısına, hizmet aldığı gazeteye, ailesine, yatırımcısına hangi cevabı veriyor? Kendisinden hesap sorulduğunda da, sahnedeki kadar rahat konuşabiliyor mu?
Yıllar önce bizim gazeteye verilen reklamların bedeli ödenmediğinde, benim için o parlak görüntü çoktan zedelenmişti. Bugün önümde duran iki sayfa, bu eski anıyı yeniden canlandırıyor. Ama asıl ders, yalnız Ratelband hakkında değil, bizlerin kime, neye ve hangi gerekçeyle güvendiği hakkında.
“Tsjakka” diye bağırmak kolay. Faturayı ödemek, evi onarmak, soruya cevap vermek ise, sözün arkasında durmayı gerektiriyor. Ben, bir insanın başarısını değerlendirirken, artık en çok oraya bakıyorum.
***************
YAZILARIMI MİLYONLARA ULAŞTIRAN DOST HABER PORTALLARI