BU ÖFKE NE?
12.09.2026
Kişi Okumuş
0 Yorum

BU ÖFKE NE?
Ülkemde gün geçtikçe şiddet çoğalıyor.
İnsanlar birbirine neden bu kadar öfkeli?
Neden en küçük meseleler bile büyük kavgalara dönüşüyor?
Komşu komşusuyla kavga ediyor. Bazen bir çamaşırın balkondan düşmesi, bazen bir ses, bazen bir park yeri, bazen apartmanda yaşanan küçücük bir anlaşmazlık insanları birbirine düşman etmeye yetiyor.
Sokakta yürüyorsun…
“Niye baktın?”
Arabaya biniyorsun…
“Niye korna bastın?”
Trafikte ilerliyorsun…
“Beni niye solladın?”
Bir anlık dikkatsizlik, bir yanlış anlaşılma, bir yol verme meselesi…
Derken sesler yükseliyor, hakaretler başlıyor, insanlar birbirinin üzerine yürüyor. Bazen de iş daha korkunç noktalara varıyor.
Kuryeler kavga ediyor.
Sürücüler kavga ediyor.
Komşular kavga ediyor.
Gençler kavga ediyor.
Okullarda çocuklar birbirine şiddet uyguluyor.
Aile içinde tartışmalar büyüyor.
Sokaklarda öfke, trafikte öfke, iş yerlerinde öfke…
Ve en acısı…
Bazen insanlar bir anlık öfke yüzünden bir ömrü yok ediyor.
Bir can gidiyor.
Bir aile dağılıyor.
Bir çocuk babasız veya annesiz kalıyor.
Bir anne evladının acısıyla yaşamaya mahkûm oluyor.
Sonra hepimiz aynı soruyu soruyoruz:
Biz ne zaman bu hale geldik?
Biz böyle değildik.
Bizim kültürümüzde komşuluk vardı.
Selamlaşmak vardı.
Hatır sormak vardı.
Büyüklerimize saygı, küçüklerimize sevgi vardı.
Bir kapı çalındığında “Bir ihtiyacın var mı?” diye soran insanlar vardı.
Komşunun derdi, komşunun derdiydi.
Sofrada bir tabak fazla bulunurdu.
Düğünde herkes sevinirdi.
Cenazede herkes acıyı paylaşırdı.
Bir hastalık olduğunda kapılar çalınırdı.
Şimdi ise çoğu zaman birbirimize bakıyoruz ama birbirimizi görmüyoruz.
Birbirimizi dinliyoruz ama anlamıyoruz.
Birbirimize cevap veriyoruz ama birbirimizi duymuyoruz.
Öfkemiz dilimizden önce geliyor.
Sabır azalıyor.
Hoşgörü azalıyor.
Tahammül azalıyor.
Herkes haklı olmak istiyor.
Kimse geri adım atmak istemiyor.
Kimse “Belki ben yanlış anladım” demiyor.
Kimse “Boş ver, büyütmeyelim” demiyor.
Oysa bazen bir insanın söyleyeceği tek bir cümle bir kavgayı bitirebilir:
“Kardeşim, gel konuşarak anlaşalım.”
Bazen bir özür bir hayat kurtarabilir.
Bazen susmak korkaklık değil, olgunluktur.
Bazen geri adım atmak yenilmek değil, insanlığını korumaktır.
Özellikle çocuklarımızı düşünelim.
Okullarda yaşanan kavgalar sadece iki öğrencinin kavgası değildir. O kavganın arkasında aileler, öğretmenler ve toplum vardır.
Çocuklarımıza sadece ders öğretmek yetmez.
Onlara merhameti öğretmeliyiz.
Saygıyı öğretmeliyiz.
Sabretmeyi öğretmeliyiz.
Öfkelendiğinde kendisini nasıl kontrol edeceğini öğretmeliyiz.
Bir insanı dövmenin güç olmadığını, asıl gücün öfkesine hâkim olmak olduğunu anlatmalıyız.
Çünkü güçlü insan, herkese bağıran insan değildir.
Güçlü insan, elindeki gücü kullanabilecekken kullanmayandır.
Bugün trafikte birbirimize kızıyoruz.
Yarın apartmanda birbirimize kızıyoruz.
Öbür gün iş yerinde birbirimize kızıyoruz.
Sosyal medyada birbirimize hakaret ediyoruz.
Tanımadığımız insanlara birkaç cümle yüzünden düşman oluyoruz.
Peki nereye gidiyoruz?
Birbirimizi tüketerek nasıl bir toplum olacağız?
Unutmayalım:
Hepimiz aynı ülkenin insanlarıyız.
Aynı sokaklarda yaşıyor, aynı yollardan geçiyor, aynı gökyüzünün altında nefes alıyoruz.
Birbirimize düşman olmak yerine birbirimizin yükünü hafifletsek ne kaybederiz?
Birbirimize bağırmak yerine biraz dinlesek ne kaybederiz?
Bir kavga çıkarmak yerine bir adım geri çekilsek ne kaybederiz?
Hiçbir şey.
Tam tersine çok şey kazanırız.
Bir insan kazanırız.
Bir aile kazanırız.
Bir dost kazanırız.
Belki de bir hayat kurtarırız.
Bugün toplum olarak büyük bir sınavdan geçiyoruz.
Bu sınavın adı sadece ekonomi, eğitim veya başka bir mesele değil.
Bu sınavın adı insanlığımızı koruyabilmek.
Öfkemize yenilmeden yaşayabilmek.
Farklı düşünene düşman olmamak.
Bir yanlış bakışı, bir korna sesini, bir yol verme meselesini hayat memat meselesi hâline getirmemek.
Çünkü hayat çok kısa.
Bugün kavga ettiğimiz insanın yarın başına ne geleceğini bilmiyoruz.
Bugün öfkeyle söylediğimiz bir sözün yarın vicdanımızda nasıl bir yara açacağını bilmiyoruz.
Bu yüzden biraz duralım.
Bir nefes alalım.
Konuşmadan önce düşünelim.
“Bu mesele gerçekten kavga etmeye değer mi?” diye kendimize soralım.
Çocuklarımız bizi izliyor.
Gençler bizi izliyor.
Toplum bizi izliyor.
Onlara nasıl bir ülke bırakacağımız biraz da bizim davranışlarımıza bağlı.
Biz çocuklarımıza daha sakin, daha merhametli, daha güvenli bir toplum bırakmak zorundayız.
Çünkü biz böyle bir milletin evlatlarıyız.
Bizim mayamızda yardımlaşma var.
Bizim kültürümüzde komşuluk var.
Bizim geçmişimizde dayanışma var.
Biz böyle değildik.
Öyleyse yeniden hatırlayalım kendimizi.
Birbirimize selam verelim.
Birbirimizi dinleyelim.
Birbirimize tahammül edelim.
Öfkeyle değil, akılla hareket edelim.
Çünkü bu ülkenin daha fazla öfkeye değil, daha fazla merhamete ihtiyacı var.
Daha fazla kavgaya değil, daha fazla kardeşliğe ihtiyacı var.
Daha fazla şiddete değil, daha fazla sevgiye ihtiyacı var.
Ve belki bugün hepimizin kendimize sorması gereken en önemli soru şu:
Bu öfke ne?
Neden birbirimize bu kadar kızıyoruz?
Neden birbirimizin canını yakacak kadar öfkeleniyoruz?
Ve daha da önemlisi…
Biz böyle değildik.
Yeniden birbirimizi bulabilir miyiz?
Mahmut ÇİÇEKDAĞI
Şair – Yazar
İlgili Terimler :
YORUMLAR
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.