GİTMEK Mİ, KALMAK MI?
19.07.2026
Kişi Okumuş
0 Yorum

GİTMEK Mİ, KALMAK MI?
Suat Umutlu / 19.07.2026
“Hayat, sadece sevdiğimiz sürece gerçektir.” – Seneca
*
İnsanoğlunun her çağda; haksızlıkların, kötülüklerin ve bitmeyen savaşların müsebbibi olan ihtiraslı, yeteneksiz ve korkakların dünyasındaki adaletsiz düzenle olan ezeli kavgasında “insan” olarak kal(a)madığını hissettiğinde “bu dünyadan vazgeçtim” diye seslenişi makûs talihi olabilir mi?
Mesela William Shakespeare;
16. asırdaki toplumsal çürüme karşısında içindeki o isyankâr ruhu ve sevgiyi: “Yoruldum, huzur veren ölüm için haykırıyorum ancak ölürsem sevgilimi tek başına bırakamam” diyerek ifade ederken; Can Yücel de, o dönemin ahval ve şeraiti topraklarımızın da kaderi ve kederidir diyerek günümüze uyarlamış:
“Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’ e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.”
Bilinmelidir ki;
Bir insanın hayatının değeri, karakterine ve düşüncelerinin kalitesine bağlıdır.
Ölüm her an kapımızda olsa bile dünya ne kadar acımasız ve düzen ne kadar yozlaşmış olursa olsun uğruna yaşamaya değer tek şey, sevdiklerimizin mutluluğu ve sevgisi değil midir?
Hayat dediğimiz maceradan geçip gitmeyecek miyiz?
Asuman Figen Tümer diyor ki;
”Belirsiz bir anda öylece geçip gitmek.
Başka yolu yok!
Gideceğim, dağılacağım.
Sonsuz, sınırsız harman olacağım…
Ruhum! Sıyrılacak mı dağınıklıktan,
benden eser kalacak mı o kaosun ardından? Evim, yatağım, yazdıklarım, sevgiyle bağlandıklarım şaşıracak…
Oysa ne kadar masum, şu mahzun duruşlu hayat denen oyun…
Soğuk Savaş’ı, 68 ruhunu, Glasnost’u, küreselleşmeyi, siyasi oyunları ve sayısız yalanı yaşadık, bir bedeli vardı ödedik.
Belki dünyanın gürültüsünden yorgun düştük, kaç yıl daha yaşayacağımızı da bilmiyoruz ama dönüp duran acımasız sisteme rağmen vazgeçmedik.
Bakınız!
‘İsteyen isteyene şu dünyayı… Eğer yetecekse alın kullanın! Bütün dünya sizin olsun’ diyen annem çok haklıymış. Zira ne öncekilere yetti, ne bugünkülere, ne de sonrakilere yetecek gibi…
Mesele dünyaya sahip olmaksa, bırakın dünyayı paylaşamayanlar tepe tepe kullansınlar. Yoksa insanın kendi içine sığabilmesi mi? Bunca ihtiras, paylaşımsızlık ve kıskançlık niye?
Nâzım Hikmet’in ‘Sana düşman, bana düşman, düşünen insana düşman. Vatan ki bu insanların evidir, sevgilim, onlar vatana düşman’ demesi boşuna olmasa gerek. Zira gülüşe düşman, mutluluğa, başarıya, sevgiye, iyiliğe düşmanlığı görmeyenimiz, hissetmeyenimiz var mı?
Hepimiz ölümlüyüz ve önemli olan kaç kişiye umut olduğumuz, kaç canı sevgiyle kucaklayabildiğimiz değil midir?
Artık zihni arındırmanın, kalbe, kitaplara, müziğe, denize ve sessizliğe dönmenin zamanıdır. Zira değişirsek dünya da değişir.”
Spinoza’nın dediği gibi “Kendini yönetebilen, dünyayı yönetebilir.”
Bugün, yarın ve daima!…
NOT:
Günümüz yazarlarından Asuman Figen Tümer’e katkıları için teşekkür ederim.
YORUMLAR
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.