DE TELEGRAAF YİNE SAHNEDE: BİR İFTAR MOLASINDAN “TEHDİT” ÜRETİLİYOR…
14.03.2026
Kişi Okumuş
0 Yorum
İlhan KARAÇAY – NAZLI GAZETESİ / HOLLANDA,
Parlamentoda, “iftar molası” aşırı Hıristiyanlar tarafından eleştirildi. Bu eleştirilere Doğukan Ergin ve Stefan van Baarle cevap verdi.
İki gün önce, “Yabancı anne ve çocuğuna ikamet izni için sahte babalık” haberi ile yaygara koparan De Telegraaf şimdi de sahneye çıktı.
İlhan KARAÇAY yazdı:
Bazı tartışmalar vardır ki, doğal akışında birkaç gün konuşulur ve sonra yerini başka gündemlere bırakır. Fakat bazen bir gazete ortaya çıkar ve sönmeye yüz tutmuş bir tartışmanın közlerini yeniden harlamaya çalışır. İşte, Hollanda De Telegraaf gazetesinin yaptığı da tam olarak budur.
Parlamentoda yaşanan şey son derece basitti. Ramazan ayı nedeniyle oruç tutan bazı milletvekillerinin iftar saatine denk gelen oturum sırasında kısa bir mola verilmesi önerildi. Tartışılan konu buydu. Yani ne parlamentoda bir dini tören yapılacaktı ne de devlet bir dini ritüelin parçası olacaktı. Sadece akşam saatine denk gelen bir oturumda kısa bir ara verilmesi gündeme gelmişti.
Parlamentoda bu tartışmaya cevap veren isimler de oldu. DENK Partisi milletvekili Doğukan Ergin, meselenin büyütülmesini sert sözlerle eleştirdi. Ergin’e göre istenen şey yalnızca mevcut aranın birkaç dakika öne çekilmesiydi. Bunun üzerinden koparılan fırtına ise tamamen gereksizdi. Ergin bu tartışmanın parlamentoya yakışmadığını ve kaba bir siyaset tarzının ürünü olduğunu ifade etti.
Ergin’in dikkat çektiği bir başka nokta ise, Hollanda’da zaten var olan uygulamalardı. Parlamento Noel döneminde haftalarca tatil yapabiliyor. Parlamentoda Noel etkinlikleri yapılabiliyor, Chanoeka (Yahudi Bayramı Hanuka) kutlamaları düzenlenebiliyor. Ama söz konusu Ramazan olunca bir anda kıyamet kopuyor. Ergin, birkaç dakikalık bir iftar molasının bu kadar büyütülmesini anlamanın mümkün olmadığını söyledi.
Bu noktada insan sormadan edemiyor. Hollanda Parlamentosu’nda Noel etkinlikleri yapılabiliyor. Yahudi toplumunun Hanuka kutlamaları düzenlenebiliyor. Bu etkinlikler kimsenin dikkatini çekmiyor, kimse bunu devletin tarafsızlığına aykırı saymıyor. Ama söz konusu Ramazan olunca ve sadece birkaç dakikalık bir iftar molası gündeme gelince bir anda kıyamet koparılıyor. İşte tam da burada mesele ortaya çıkıyor. Tartışma bir mola meselesi olmaktan çıkıyor ve bazı çevrelerin Müslümanlara yönelik hassasiyetini gösteren bir turnusol kâğıdına dönüşüyor.
DENK lideri Stephan van Baarle de benzer bir değerlendirme yaptı. Van Baarle’ye göre burada söz konusu olan şey dini bir dayatma değil, basit bir karşılıklı saygı meselesidir. Hollanda toplumunda farklı inançlara sahip insanlar birlikte yaşamaktadır ve bu gerçek artık tartışma konusu değildir. Böyle bir toplumda bazen küçük jestler yapmak, birbirinin inancına anlayış göstermek toplumsal hayatın doğal bir parçasıdır. Van Baarle bu nedenle birkaç dakikalık bir iftar molasının büyütülmesini anlamsız buldu ve bunun üzerinden “İslamlaşma” gibi kavramlar üretmenin gerçeği yansıtmadığını ifade etti.
…VE YİNE
De Telegraaf gazetesi bu konuyu adeta Hollanda’nın laik düzeni tehdit altındaymış gibi sunmayı tercih etti.
Tartışma yavaş yavaş sönmeye başlarken gazete bu kez sayfalarını dinci çizgisi ile bilinen SGP partisinin iki milletvekiline açtı.
Diederik van Dijk ve André Flach’ın kaleme aldığı, parlamentodaki kısa iftar molasını hedef alan yazı, sanki ülkede büyük bir kriz yaşanıyormuş gibi sunuldu.
Gazetenin sayfalarında SGP milletvekilleri, parlamentodaki iftar molasını, “İslamlaşma” ve “İslami hâkimiyet” gibi kavramlarla anlatmaya çalıştı.
Oysa Hollanda toplumunun gerçekleri ile bu söylem arasında büyük bir mesafe vardır.
Hollanda’da yıllardır farklı dinlere ve kültürlere sahip insanlar birlikte yaşamaktadır. Bu ülkenin tarihinde Yahudi geleneği de vardır, Hıristiyan geleneği de vardır ve artık Müslüman vatandaşların varlığı da inkâr edilemez bir gerçektir.
Bu gerçeği görmezden gelerek birkaç dakikalık bir parlamenter molayı, ideolojik bir kavganın malzemesi hâline getirmek topluma bir şey kazandırmaz. Tam tersine, gereksiz kutuplaşmalar üretir.
Aslında bu tartışmada dikkat çekici olan şey parlamentodaki kısa bir mola değildir.
Dikkat çekici olan şey, bazı çevrelerin her fırsatta İslam üzerinden bir korku atmosferi üretmeye çalışmasıdır.
Medyanın görevi toplumu bilgilendirmektir. Fakat bazen bazı gazeteler bu görevin ötesine geçerek gündem üretmeye çalışır. De Telegraaf’ın bu konuda uzun yıllardır izlediği yayın çizgisi biliniyor.
Bir süre önce göçmenler üzerinden yürütülen tartışmalar, ardından entegrasyon meseleleri ve şimdi de iftar molası üzerinden koparılan fırtına, bu yayın çizgisinin yeni örnekleri olarak karşımıza çıkıyor.
Oysa Hollanda toplumu bu tartışmalardan çok daha olgun bir noktadadır.
Bu ülkede insanlar farklı inançlara sahip olabilir. Farklı kültürlerden gelebilir. Fakat birlikte yaşama kültürü bu ülkenin en güçlü taraflarından biridir.
Birkaç dakikalık bir iftar molasından bir “tehdit” üretmeye çalışmak ise bu gerçeği değiştirmez.
Aksine, toplumun büyük çoğunluğu bu tür tartışmaların yapay olduğunu çok iyi görmektedir.
Bazen bir gazete gündemi belirlediğini zanneder. Fakat toplum her zaman kendi sağduyusu ile gerçeği ayırt etmeyi bilir.
Ve gerçek şudur: Bir parlamentoda birkaç dakikalık bir mola verilmesi ne bir ülkenin kimliğini değiştirir ne de bir toplumun değerlerini ortadan kaldırır. Ama bazı gazetelerin bu tür tartışmaları büyüterek yeni bir gündem üretmeye çalıştığı gerçeğini de görmezden gelmek mümkün değildir.
De Telegraaf’ın yaptığı tam olarak budur.
Sonuç olarak, ortada büyütülecek bir mesele yoktur. Bir parlamentoda birkaç dakikalık bir mola verilmesi ne ülkenin kimliğini değiştirir ne de devletin tarafsızlığını ortadan kaldırır. Ama bu küçük konunun bazı gazeteler tarafından büyütülerek toplumsal bir tehdit gibi sunulması, asıl tartışılması gereken noktayı ortaya koyuyor.
Hollanda yıllardır farklı inançların ve kültürlerin bir arada yaşadığı bir ülkedir. Bu gerçek değişmeyecektir. Değişmeyen bir başka gerçek daha vardır: Bazı çevreler zaman zaman bu birlikte yaşama gerçeğini kabul etmek yerine korku üretmeyi tercih ediyor. Fakat toplumların gücü korkudan değil, sağduyudan gelir. Hollanda toplumunun sağduyusu ise bu tür yapay tartışmaların ötesini görecek kadar güçlüdür.