Modern Türk Hikâyeciliğinin Öncüsü: Sait Faik ABASIYANIK

27.11.2025

Kişi Okumuş

0 Yorum

Modern Türk Hikâyeciliğinin Öncüsü: Sait Faik ABASIYANIK

 

Ali YURTSEVEN

Türk hikâyeciliğinin öncü isimlerinden Sait Faik Abasıyanık, klasik öykü kalıplarını kırarak insanı, doğayı ve şehir yaşamını şiirsel bir anlatımla edebiyata taşıdı. Çağdaş öykücülüğe yön veren yazar, bireyin iç dünyasına yaklaşımıyla modern Türk hikâyesinin temel taşlarından biri oldu.

Sait Faik Abasıyanık

(23 Kasım 1906–11 Mayıs 1954)

Türk hikâyeciliğinin önde gelen yazarlarından birisi olan Sait Faik, çağdaş hikâyeciliğe yaptığı katkılar nedeniyle Türk edebiyatının köşe taşlarından biri olarak kabul edilir.

Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik, getirdiği yenilikler nedeniyle, “kökü kendisinde olan” bir yazar olarak kabul edilir.

Klasik öykü tekniğini yıkarak doğayı ve insanları basit, samimi, iyi ve kötü taraflarıyla, olduğu gibi ama aynı zamanda şiirsel ve usta bir dille anlattı.

Döneminin pek çok sanatçısından farklı olarak, kendisini Batı’daki gelişmelerle sınırlamadı, hiçbir edebî anlayışın etkisinde hareket etmedi, belli bir tarzın takipçisi olmadı.

 

 

Toplumsal sorunlara değil, bireyin toplum içindeki sorunlarına eğilen Sait Faik, öykülerinde çoğunlukla kendisinden yola çıkarak insanın hakikatini anlamaya çalıştı.

Çoğunlukla şehirli alt sınıfın hayatını, balıkçı, işsiz, tacir, kıraathane sahibi gibi karakterleri anlattı.

İnsanların yaşama biçimlerini, arzularını, tasalarını, korkularını ve sevinçlerini irdeleyerek “insanı ele alan sanatçılar” sınıfında yer aldı.

1929 yılında başladığı yazı hayatı boyunca “sorumlu avare”, “gözlemci balıkçı”, “çakırkeyf sirozlu”, “küfürbaz şair”, “müflis tacir”, “züğürt yazar”, “hamdolsun diyemeyen rantiye”, “anadan doğma çevreci” gibi sıfatlarla anılan Sait Faik’in tüm yazdıkları bir şair duyarlılığı içeriyordu.

Hikâye, roman, şiir yazan, çeviriler ve röportajlar yapan sanatçı bütün bu türleri kendine özgü tarzı ile kaynaştırdı.

Kendi özgün dilini oluşturan Sait Faik, kendisinden sonra gelen Ferit Edgü, Adalet Ağaoğlu ve Demir Özlü gibi yazarlara ışık tuttu.

1950 ile 1960 yılları arasında Türk edebiyatında iki tür hikâyecilik gelişti.

Bunlardan birincisi toplumcu sanatçılar tarafından geliştirilen öyküler iken, diğeri bireysel anlayış kökenli, bireyin iç dünyasına açılan öykülerdi.

Sait Faik, tarz kaygısından uzakta, anlatım incelikleriyle süslü hikâyeleri ile ikinci türün öncü ismi oldu.

Ölümünün ardından Burgaz Adası’ndaki evi müzeye dönüştürülen yazar adına her sene Sait Faik Hikâye Armağanı verilmektedir.

Hikâyeleri;

Semaver (1936, Remzi Kitabevi), Sarnıç (1939, Çığır Kitabevi),

Şahmerdan (1940, Çığır Kitabevi), Lüzumsuz Adam (1948, Varlık Yayınları),

Mahalle Kahvesi (1950, Varlık Yayınları), Havada Bulut (1951, Varlık Yayınları),

Kumpanya (1951, Varlık Yayınları), Havuz Başı (1952, Varlık Yayınları),

Son Kuşlar (1952, Varlık Yayınları), Alemdağ’da Var Bir Yılan (1954, Varlık Yayınları),

Az Şekerli (1954, Varlık Yayınları), Tüneldeki Çocuk (1955, Varlık Yayınları),

Şiirleri;

Şimdi Sevişme Vakti (1953, Yenilik Yayınları)

Romanları;

Medarı Maişet Motoru (1944, Yokuş Kitabevi), (1952, ikinci baskı, Birtakım İnsanlar adı ile)

Kayıp Aranıyor (1953, Varlık Yayınları)

Çevirileri;

Yaşamak Hırsı, Georges Simenon (1954)

Röportajları;

Mahkeme Kapısı (1956, Varlık Yayınları)

(Yararlanılan Kaynaklar: Vikipedia-Özgür Ansiklopedi, www.turkedebiyati.org.)

Ali YURTSEVEN

26.11.2025

İlgili Terimler :

YORUMLAR

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.