HERKES ÖFKELİ, HERKES BİRBİRİNE TERS
03.10.2026
Kişi Okumuş
0 Yorum

HERKES ÖFKELİ, HERKES BİRBİRİNE TERS
Son zamanlarda toplum olarak hepimizin üzerinde ağır bir yorgunluk var.
İnsanların yüzlerinde huzurdan çok endişe, konuşmalarında sakinlikten çok öfke, birbirlerine karşı davranışlarında ise anlayıştan çok tahammülsüzlük görülüyor.
Sanki herkes biraz kızgın, biraz kırgın, biraz yorgun…
Ve belki de en tehlikelisi, bu öfkeyi artık normalleştirmeye başladık.
En küçük meselede sesler yükseliyor. Bir yanlış anlaşılma hemen tartışmaya dönüşüyor. Bir bakış, bir korna sesi, bir park yeri, sırada öne geçme, geciken bir otobüs, yüksek sesle konuşmak, hatta bazen hiçbir şey yapmadan sadece başka birinin yoluna çıkmak bile tartışma nedeni olabiliyor.
İnsanlar birbirini dinlemek yerine birbirinin sözünü kesiyor.
Anlamaya çalışmak yerine suçluyor.
Sakinleşmek yerine daha yüksek sesle konuşuyor.
Özür dilemek yerine haklı çıkmaya çalışıyor.
Ve çoğu zaman tartışmanın sonunda geriye yalnızca kırgınlık, öfke ve pişmanlık kalıyor.
HERKESİN ÜZERİNDE BİR YÜK VAR
Belki de önce şunu kabul etmemiz gerekiyor:
Hepimiz yorulduk.
Kimimizin ekonomik sıkıntısı var, kimimizin ailevi sorunları…
Kimimiz işsizliğin, kimimiz yoğun çalışma temposunun, kimimiz yalnızlığın, kimimiz gelecekle ilgili kaygıların içerisinde yaşıyor.
Bir insanın dışarıdan sakin görünmesi, içinde fırtınalar kopmadığı anlamına gelmiyor.
Yanımızdan geçen insanın ne yaşadığını bilmiyoruz.
Otobüs şoförünün gece boyunca ne kadar çalıştığını bilmiyoruz.
Esnafın dükkânını ayakta tutabilmek için hangi sıkıntılarla mücadele ettiğini bilmiyoruz.
Müşteri hizmetleri görevlisinin gün boyunca kaç kişinin öfkesini dinlediğini bilmiyoruz.
Yanımızdaki sürücünün evinde nasıl bir problem yaşadığını bilmiyoruz.
Sırada önümüzde duran insanın belki de hastaneye yetişmeye çalıştığını bilmiyoruz.
Kısacası birbirimizin hikâyesini bilmiyoruz.
Ama birbirimize karşı hüküm vermekte çok hızlı davranıyoruz.
OTÜBÜS ŞOFÖRÜ DE İNSAN, YOLCU DA…
Toplu taşıma araçlarında yaşanan tartışmalar bunun en görünür örneklerinden biri.
Şoför, yoğun trafik içerisinde saatlerce direksiyon başında.
Trafik sıkışık…
Yollar kalabalık…
Yolcuların beklentileri yüksek…
Bir tarafta zamanla yarışan insanlar, diğer tarafta dikkatini yola vermek zorunda olan bir şoför.
Bir durakta birkaç dakika gecikme oluyor.
Bir yolcu sinirleniyor.
Şoför kendisine yöneltilen sert sözlere sert cevap veriyor.
Yolcu daha yüksek sesle konuşuyor.
Şoför bağırıyor.
Yolcu hakaret ediyor.
Derken birkaç dakika önce kimsenin tanımadığı iki insan birbirine düşman gibi davranmaya başlıyor.
Ardından telefonlar çıkarılıyor.
Video çekiliyor.
“Bakın, şoför böyle yaptı.”
“Bakın, yolcu böyle konuştu.”
Olay sosyal medyaya taşınıyor.
Bir anlık öfke, binlerce insanın önüne seriliyor.
Oysa belki de bütün mesele birkaç cümleyle çözülebilirdi:
“Abi, biraz sakin konuşalım.”
“Beyefendi, sizi anlıyorum ama şu anda trafiğe dikkat etmem gerekiyor.”
Hepsi bu kadar…
Bazen bir cümle kavgayı başlatır.
Bazen de bir cümle kavgayı bitirir.
ESNAF VE MÜŞTERİ
Esnafla müşteri arasındaki ilişki de giderek daha hassas hale geliyor.
Müşteri fiyatlardan şikâyet ediyor.
Esnaf artan maliyetlerden yakınıyor.
Müşteri aldığı hizmetten memnun kalmayabiliyor.
Esnaf müşterinin tavrından rahatsız olabiliyor.
Bütün bunlar hayatın içerisinde yaşanabilecek şeyler.
Ama sorun, anlaşmazlığın kendisinden çok, anlaşmazlığı çözme biçimimizde.
Bir ürünün fiyatı yüksek olabilir.
“Bu fiyat bana uygun değil.” denebilir.
Bir hizmetten memnun kalınmayabilir.
“Ben bu hizmetten memnun kalmadım.” denebilir.
Ama bunun yerine hakaret etmek, küçümsemek, bağırmak, tehditkâr konuşmak neyi çözüyor?
Hiçbir şeyi.
Aynı şekilde esnafın da müşteriye karşı küçümseyici veya aşağılayıcı konuşması kabul edilemez.
“İşine geliyorsa al.”
“Git başka yerden al.”
“Sen anlamazsın.”
gibi ifadeler, sadece o anki tartışmayı değil, insanlar arasındaki güveni de zedeliyor.
Unutmayalım:
Esnaf müşteriye, müşteri de esnafa muhtaçtır.
Birbirimizi küçümseyerek aslında kendi hayatımızı zorlaştırıyoruz.
MÜŞTERİ HİZMETLERİNDE DE AYNI TABLO
Telefonun diğer ucunda bir müşteri hizmetleri görevlisi…
Karşı tarafta öfkeli bir vatandaş.
Vatandaş bir sorun yaşamış.
Belki faturası yanlış gelmiş.
Belki interneti kesilmiş.
Belki hesabında problem oluşmuş.
Belki günlerdir çözüm bekliyor.
Dolayısıyla kızgın olması anlaşılabilir.
Fakat karşısındaki görevli çoğu zaman şirketin sahibi değil.
Sorunu kendisi oluşturmamış olabilir.
Sistemin bütün sorunlarını tek başına çözme yetkisi bulunmayabilir.
Buna rağmen hakaretlere maruz kalıyor.
Aynı şekilde görevlinin de vatandaşa karşı ilgisiz, küçümseyici veya sert davranması doğru değil.
Çünkü telefonun iki ucunda da insan var.
Bir tarafta hizmet alan insan.
Diğer tarafta görevini yapmaya çalışan insan.
İkisinin de saygı görmeye hakkı var.
VATANDAŞ VATANDAŞA DA TERS DAVRANIYOR
Sorun yalnızca çalışanlarla vatandaş arasında değil.
Vatandaş vatandaşla da kavga ediyor.
Apartmanda komşular birbirine kızıyor.
Birinin ayakkabısı kapının önünde duruyor, tartışma çıkıyor.
Çamaşır ipine asılan bir şey sorun oluyor.
Park yeri yüzünden komşuluklar bozuluyor.
Sokakta çocukların oynadığı oyun tartışma konusu oluyor.
Bir korna sesi…
Bir yanlış park…
Bir bakış…
Bir sollama…
Bir yol verme meselesi…
Derken iki insan birbirine bağırmaya başlıyor.
Trafikte ise durum daha da dikkat çekici.
Bir sürücü diğerine yol vermiyor.
Arkadan korna çalınıyor.
Cam açılıyor.
El kol hareketleri başlıyor.
Sonra araçlar duruyor.
İki kişi araçlarından iniyor.
Birkaç dakika önce birbirini hiç tanımayan insanlar, bir anda birbirlerine ağır sözler söylemeye başlıyor.
Peki ne uğruna?
Bazen birkaç saniye kazanmak uğruna.
Bazen “Ben haklıyım.” diyebilmek uğruna.
Bazen yalnızca egomuzu tatmin etmek için.
OKULLARDA, İŞ YERLERİNDE, SOKAKLARDA…
Öfkenin yalnızca yetişkinler arasında olmadığını da görüyoruz.
Çocuklar ve gençler de çevrelerindeki davranışlardan etkileniyor.
Okullarda öğrenciler arasında kavgalar çıkıyor.
Sosyal medyada birbirlerine ağır sözler söyleyen gençler, yüz yüze geldiklerinde kavga edebiliyor.
İş yerlerinde çalışanlar birbirine tahammül edemiyor.
Aile içerisinde küçük bir tartışma büyüyebiliyor.
Komşuluk ilişkileri zayıflıyor.
İnsanlar birbirini dinlemekten giderek uzaklaşıyor.
Bir toplumda öfke sürekli görünür hale gelirse, zamanla öfke sıradanlaşmaya başlar.
İşte asıl tehlike burada.
Çünkü şiddetin ve hakaretin sıradanlaşması, toplumun iletişim dilini de değiştirir.
TELEFONLAR NEDEN HEMEN ÇIKIYOR?
Bir başka dikkat çekici durum ise telefonlarımız.
Eskiden bir kavga çıktığında çevredeki insanlar çoğu zaman ayırmaya çalışırdı.
Şimdi ise birçok insanın ilk refleksi telefonunu çıkarmak.
Kavga mı var?
Kamera açılıyor.
Tartışma mı var?
Kayıt başlıyor.
Birisi bağırıyor mu?
Hemen görüntüleniyor.
Bir vatandaşla şoför mü tartıştı?
Telefonlar havada.
Bir esnafla müşteri mi tartışıyor?
Yine kameralar devrede.
Elbette bazı olaylarda görüntülerin belgelenmesi önemli olabilir.
Ancak her tartışmayı bir sosyal medya gösterisine dönüştürmek, sorunu çözmek yerine büyütebiliyor.
Çünkü olay sadece yaşandığı yerde kalmıyor.
Bir anda sosyal medyaya taşınıyor.
Sonra yorumlar geliyor.
Taraflar oluşuyor.
Hakaretler başlıyor.
İnsanlar olayı bütün yönleriyle bilmeden hüküm veriyor.
Bazen birkaç saniyelik görüntü, yaşananların tamamıymış gibi değerlendiriliyor.
Oysa kameranın kaydettiği birkaç saniye, bir insanın bütün hikâyesi değildir.
BİR VİDEO, BİR İNSANIN HAYATINI ETKİLEYEBİLİR
Bugün çektiğimiz bir görüntünün yarın nerelere ulaşacağını bilmiyoruz.
Bir insanın yüzü…
Sesi…
Öfkeli olduğu birkaç saniye…
Belki de hayatının en kötü anlarından biri…
Bir anda binlerce kişinin karşısına çıkabiliyor.
Sonra görüntü silinse bile tamamen ortadan kalkmayabiliyor.
Bu nedenle telefonu çıkarıp kayıt almadan önce bir kez düşünmek gerekiyor:
“Ben bunu paylaşınca ne olacak?”
“Bu görüntü bir sorunu çözecek mi?”
“Yoksa daha büyük bir kavganın başlangıcı mı olacak?”
Belki de bazen telefonumuzu cebimize koymak, yapabileceğimiz en doğru davranıştır.
HER TARTIŞMADA HAKLI ÇIKMAK ZORUNDA DEĞİLİZ
Hayatın her alanında haklı olabiliriz.
Ama her haklı olduğumuz durumda bağırmak zorunda değiliz.
Her yanlış davranışa aynı sertlikle cevap vermek zorunda değiliz.
Her söze karşılık vermek zorunda değiliz.
Bazen susmak yenilmek değildir.
Bazen geri adım atmak korkaklık değildir.
Bazen özür dilemek küçülmek değildir.
Bazen “Sizi yanlış anladım.” diyebilmek büyük bir olgunluktur.
Bazen de “Tamam, bu konuyu sakin bir şekilde konuşalım.” diyebilmek, saatlerce sürecek bir tartışmayı birkaç dakikada bitirebilir.
HAKLI ÇIKMAK MI, İNSAN KALMAK MI?
Belki kendimize şu soruyu sormalıyız:
Her tartışmayı kazanmak mı istiyoruz, yoksa insan kalmayı mı?
Çünkü tartışmayı kazanabilirsiniz ama karşınızdaki insanı kaybedebilirsiniz.
Bir müşteriye bağırıp haklı çıkabilirsiniz ama o insanı bir daha kazanamazsınız.
Bir komşuya ağır sözler söyleyebilirsiniz ama aynı apartmanda yıllarca yüz yüze bakmak zorunda kalabilirsiniz.
Trafikte bir sürücüye bağırabilirsiniz ama birkaç dakika sonra o olayın hiçbir anlamı kalmayabilir.
Fakat söylenen ağır sözler insanların hafızasında kalabilir.
ÇÖZÜM BELKİ DE ÇOK BASİT
Birbirimize yeniden nezaket göstermeyi öğrenmeliyiz.
“Günaydın.”
“Teşekkür ederim.”
“Rica ederim.”
“Özür dilerim.”
“Sizi yanlış anladım.”
“Buyurun, önce siz geçin.”
“Yardımcı olabilir miyim?”
“Lütfen sakin konuşalım.”
Bu kelimeler çok basit.
Ama toplum hayatında çok büyük bir karşılığı var.
Çünkü nezaket bulaşıcıdır.
Bir insan size iyi davranırsa, sizin de bir başkasına iyi davranma ihtimaliniz artar.
Öfke de bulaşıcıdır.
Bir insan size bağırır, siz başka birine bağırırsınız.
O kişi evine gider, ailesine öfkelenir.
Çocuk bunu görür.
Ertesi gün okulda arkadaşına sert davranır.
Böylece küçücük bir öfke dalgası toplum içerisinde büyür.
Aynı şey iyilik için de geçerlidir.
Bir kişi anlayış gösterir.
Diğeri teşekkür eder.
Bir başkası yardım eder.
Bir başkası özür diler.
Ve toplumun dili yavaş yavaş değişmeye başlar.
ÖFKEYİ YÖNETMEK DE BİR SORUMLULUKTUR
Kimse sürekli sakin olmak zorunda değil.
Hepimiz zaman zaman öfkelenebiliriz.
Hepimiz hata yapabiliriz.
Hepimizin sabrının tükendiği anlar olabilir.
Ancak öfke duymak başka, öfkeyle hareket etmek başka şeydir.
Sinirlenebiliriz.
Ama hakaret etmek zorunda değiliz.
Kızabiliriz.
Ama karşı tarafı aşağılamak zorunda değiliz.
Haksızlığa uğradığımızı düşünebiliriz.
Ama şiddete başvurmak zorunda değiliz.
Bir sorun yaşayabiliriz.
Ama sorunu konuşarak çözmeyi deneyebiliriz.
Asıl mesele öfkenin hiç olmaması değil.
Öfkemizi nasıl yönettiğimizdir.
TOPLUM BİZİZ
Toplum dediğimiz şey yalnızca kurumlar değildir.
Toplum biziz.
Otobüs şoförü…
Esnaf…
Müşteri hizmetleri görevlisi…
Öğretmen…
Doktor…
Hemşire…
İşçi…
Emekli…
Öğrenci…
Taksi şoförü…
Kurye…
Çiftçi…
Memur…
Ev hanımı…
Genç…
Yaşlı…
Ve sokakta karşılaştığımız, adını bile bilmediğimiz insanlar…
Hepimiz aynı toplumun parçalarıyız.
Birbirimize kötü davrandığımızda toplumun tamamı bundan etkileniyor.
Birbirimize iyi davrandığımızda ise yine toplumun tamamı kazanıyor.
BUGÜN KENDİMİZDEN BAŞLAYALIM
Belki büyük değişimler beklememize gerek yok.
Bugün bir kişiye daha anlayışlı davranabiliriz.
Bir tartışmada sesimizi biraz daha alçaltabiliriz.
Birinin sözünü kesmeden dinleyebiliriz.
Bir hata yapan kişiye hemen bağırmak yerine hatasını söyleyebiliriz.
Trafikte yol verebiliriz.
Sırada bekleyebiliriz.
Esnafa teşekkür edebiliriz.
Şoföre kolaylıklar dileyebiliriz.
Müşteri hizmetleri görevlisine derdimizi sakin anlatabiliriz.
Komşumuzla konuşurken kırıcı olmamaya dikkat edebiliriz.
Ve bir kavganın ortasında telefonumuzu çıkarmak yerine, eğer güvenli ve uygun ise, ortamın sakinleşmesine yardımcı olabiliriz.
Çünkü bazen bir kişinin sakinliği, onlarca kişinin öfkesini durdurabilir.
BİRAZ DAHA SABIR, BİRAZ DAHA MERHAMET
Bugün toplum olarak belki de en çok ihtiyacımız olan şeylerden biri sabır.
Birbirimizi dinlemeye…
Birbirimizi anlamaya…
Birbirimize tahammül etmeye…
Ve karşımızdaki kişinin de bizim gibi bir hayat yaşadığını hatırlamaya ihtiyacımız var.
Herkesin bir derdi var.
Herkesin bir hikâyesi var.
Herkesin görünmeyen bir yükü var.
Bu nedenle karşımızdaki insanın bir anlık hatasını onun bütün kişiliğiymiş gibi değerlendirmeyelim.
Bir insan hata yapabilir.
Bir insan sinirlenebilir.
Bir insan yanlış konuşabilir.
Ama bir hatayı daha büyük bir hatayla karşılık vererek düzeltmiş olmayız.
SON SÖZ
Unutmayalım:
Bağırmak haklılığın göstergesi değildir.
Hakaret etmek güç değildir.
Karşımızdakini susturmak başarı değildir.
Her tartışmayı kayda almak çözüm değildir.
Sosyal medyada birini teşhir etmek adalet değildir.
Asıl güç, insanın öfkelendiği anda kendisini kontrol edebilmesidir.
Asıl medeniyet, karşımızdaki insanın da bizim gibi duyguları olduğunu hatırlamaktır.
Asıl başarı ise bir tartışmayı kazanmak değil, tartışmayı büyütmeden çözebilmektir.
Bugün birbirimize biraz daha sabır gösterelim.
Otobüs şoförüne…
Esnafa…
Müşteri hizmetleri görevlisine…
Komşumuza…
Trafikteki sürücüye…
Kuryeye…
Öğretmene…
Öğrenciye…
Yaşlıya…
Gence…
Ve hiç tanımadığımız insana…
Biraz daha anlayışlı davranalım.
Telefonu her tartışmada hemen elimize almak yerine, bazen telefonumuzu cebimize koyalım.
Bazen kamerayı değil, vicdanımızı açalım.
Bazen kayıt almak yerine dinleyelim.
Bazen yorum yapmak yerine anlayalım.
Bazen “Sen haklısın.” demek yerine “Gel, bu meseleyi konuşarak çözelim.” diyelim.
Çünkü aynı sokaklarda yaşıyoruz.
Aynı kaldırımlardan yürüyoruz.
Aynı otobüslere biniyoruz.
Aynı pazarlardan alışveriş yapıyoruz.
Aynı şehirlerin havasını soluyoruz.
Aynı toplumun içerisinde hayatımızı sürdürüyoruz.
Birbirimizi kırarak hiçbirimiz kazanamayız.
Belki de bugün ihtiyacımız olan şey daha yüksek sesle konuşmak değil, birbirimizi daha dikkatli dinlemek.
Daha çok suçlu aramak değil, daha çok çözüm üretmek.
Daha fazla video çekmek değil, daha az kavga etmek.
Daha fazla hakaret etmek değil, daha fazla anlayış göstermek.
Ve en önemlisi…
Birbirimize yeniden insan gibi davranmayı hatırlamak.
Çünkü toplumun huzuru başkasının değişmesini beklemekle değil, her birimizin kendi davranışına bakmasıyla başlar.
Öfkeyi büyütmeyelim.
Kavgayı büyütmeyelim.
Hakareti büyütmeyelim.
Birbirimizi küçümsemeyelim.
Biraz duralım.
Biraz nefes alalım.
Biraz düşünelim.
Ve birbirimize yeniden insan olduğumuzu hatırlatalım.
Çünkü hepimiz aynı hayatın içindeyiz.
Herkes yorgun olabilir.
Herkes kırgın olabilir.
Herkes öfkeli olabilir.
Ama hiçbirimiz birbirimizin düşmanı olmak zorunda değiliz.
YORUMLAR
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.